3 Ağustos 2013 Cumartesi

tatil notlarım: her şeye rağmen nine

Daha 1 saat olmadı gün batımı keyfimizi tamamladıktan sonra patikadan köyün merkezine indik.
Bir kısmımız önden aceleci davrandı, bir bankta geri kalanları beklemeye başladı.
aceleci ben, nasıl olduysa fotoğraf çekme şevkiyle geride kalmışım.
 - neyin var ki teyze? lafına takıldım özgür'ün.

bir de baktım;  şişe dibi gözlükleriyle bohçasını sırtında taşıyan, yırtık çarıklı bir nineyle sohbet başlamış..
sözünü hiç kesmedik, çünkü bu kez ben değil hepimizin gözü yaşlıydı.

"gocam 1 senedir şekerden yatıo. 2 oğlum vardı dağ gibi ikisi de öldü, gitti." hanımları da onlar gidince durmadı, dayanamadı yokluğa gaçtılar. 2 torun kaldı bana onlara bakıodum güçük oğlumla. şimdi o da gaza geçirdi, o da yatıo.. ben de sabah erkenden çıkıom, kekik satmaya, akşamdan ördüğüm yün ipleri satıom, reçel satıom. siz de alın be evladım.." dedi.
bir avazda.
her şeye rağmen, o yırtık çarıkları, topallayan ayağıyla, bunları anlatırken titreyen sesiyle dimdik ayakta bir nine.
her şeye rağmen, parayı değil, onun eline bakan yatalak canından çok sevdiği kocasını iyileştirebilmenin derdindeydi.
torunlarını okula yollamanın peşinde.
torbasındaki her şeyi o denli içtenlikle, yüzde 1 karla sattığını hesaba katarsak, neye yarar tüm bohçayı almak?
aldık işte, kalan tüm yün ipleri..
takıldı bize; "soranlar olverirse ne getirdin bana oraladan, hemen veriverin birer ip, oldu bitti işte" dedi..
pahada çok hafif, beklentiyi karşılayacak cinsten bir şeyler sattığının farkında.
alışverişin sonunda bohçası hafifleyince, dengesi bozuldu, attı bastonu yere.
biz ondan önce yerden almaya kalkıştık, ben alırım dedi. aksak ayağına ağırlık vermeden eğildi, aldı.

istanbul'dan geldiğimizi söyledik, bize acıdı. havası pis, pek galabalık diolar dedi. haklı.
genç olduğumuzu görüp, siz sahile inverin dedi, eğlenmemizi istedi.

en çok da yine gelin olur mu demesi bitirdi bizi... seneye aynı yerde buluşabilecek miyiz acaba?
kalın dedi, sağlıkla...