29 Nisan 2012 Pazar

Mucize veya nam-ı-diğer şans

Şans nedir tam olarak? Nasıl oluyor şanslı insan? Kaderin kendisine gülmediğini düşünenler mucizeye inanmıyor mu? Şansın bir gün kapılarını çalmasını da mı istemiyorlar? Sorulacak soru çok.. Kim şanslı Şans neye göre değişiyor? Kim kimi daha şanslı görüyor bilmem ama ... Şansın arkasında hayatı keyfi ile yaşayabilmek yatıyor. Aklınızdan şu soruların cevabını vermeye çalışın: - Sevdiklerinizle doyasıya eğlenebiliyor musunuz? - Paylaştıklarınızı dile getirmeden bir süzgeçten geçirmek zorunda mı kalıyorsunuz? - Sevgilinizin her şeyden önce sizi düşündüğüne eminsiniz değil mi? - Her buluşmanızda size parıldayan gözlerle bakan bir hayat arkadaşınız mı var? Bu noktada sorular kadar cevaplar da değişkenlik gösterebilir. Bana göre şans ile mucize birbirinin kardeşi. Mucizenin size ulaşması en büyük şans işte! Anneniz, babanız, kardeşleriniz, halanız, teyzeniz, kuzeniniz, müdürünüz, sevgiliniz, eşiniz... Hayatı keyfi ile içinizden geçtiği gibi yaşayabildiklerinizin adı işte mucize! Onlar sizin en büyük şansınız! Kendisini şanslı hissedenlere duyurulur: şans kapıyı bir kez çalar. Bu güzel bahar günlerini sevdiklerinizle doya doya yaşayın. Mutluluğun en temel ipucu da bu... Mutlu haftalar hepimize!

14 Nisan 2012 Cumartesi

Kültürel EMEK

İşine saygısı olan ve özveri ile çalışan herkese saygımız sonsuz.
Ne iş yaparsan yap ama, çok iyi olacağına eminsen başla diye büyüttüler bizim kuşağı da... Tıpkı abi ablalarımız gibi.

Hata payımız azdı bizim, karne çok iyi geldi diye hediye alınmazdı.
Görev bilinci yüksek, azimli tipler oluverdik. Anne babalarımıza bir teşekkür borçluyuz bence, ne dersiniz?

Her mesleğe saygım sonsuz ama, sanata emek harcayanlara ayrı gözle bakarım.
Sinemacılara, yazarlara,ressamlara, müzisyenlere, televizyonda üreten tarafta çalışanlara.
Gecesi gündüzü olmayanlara.
Ben denedim, hayat tarzım olma kısmını beceremedim.
Başarılı olanları ayakta alkışlarım.

Bu hafta çok düşündüm, sanata emek verenleri.
Meral Okay'ı...
İçselleştirerek yapılan her iş bünyeye ciddi zarar veriyor, artık anladım.
Muhteşem Yüzyıl'ın başlangıç zamanında izlemiştim röportajlarını uzun uzun.
Arşivlerle ilgili karşısına çıkan engelleri anlatırken; bunaldığını söylemişti.
O bizim için dünkü kadın değildi ki?
Gerçek bir sanatçıydı.
İkinci Bahar'dı.
Kasap Melahat Teyze idi.
Şen kahkahalar, tok bir ses, bilge bir kadındı.
Gücün, kültürün tümsaliydi benim için.

Bir kaç gün sonrasında bu hafta Şehir Tiyatroları'nın haberini aldık.
Hafta sonları annesi elinden tutup yıllarca tiyatrolara götürülen bir kız olarak, oturdum ağladım. Bu kadar mı verilen onca emeğin karşılığı?
Siyasi mi oluvermeli her sanatsal adımın sonu?
Perde açıldığında duyulan heyecan, tekel mi olmalı, farklı fikirler çıkmamalı, susmalı mı artık?

Bir de EMEK sineması konusu var.. Bitmek tükenmek bilmeyen.
Yarın eylem var ilginenler için paylaşmak istedim.




Kamer İnşaat’ın Emek Sineması’nı “moving” yöntemiyle taşıyacağı ‘Grand Pera’ isimli yeni projesine tepki olarak düzenlenen organizasyonda Emek Sineması’nın önünde bilet yırtma eylemi yapılacak.
Moving yöntemine ikna olmayanlar, bilet yırtmak için yarın Emek'in önüne bekleniyor.

Her ne tarafından destek olabiliriz bilmem ama...
Bizim festivalden festivale kapısını aralayabildiğimiz salonlar tarih olmasın.
Burada bir bina vardı artık yok demeyelim çocuklarımıza.
Bunun için de azıcık "emek" harcayalım birlikte.

Mutlu pazarlar.

8 Nisan 2012 Pazar

Başka hiç bir mevsime benzemez...Bahar...

Herkesin diline pelesenk olmuş bir mutluluk dönemi daha başlıyor

Genç kızlar için güneş gözlüklerini takıp salına salına askılı bluzlarla caddeye çıkmak,
Delikanlılar için arabaların sonuna kadar açılan cam ve tavanlarından en amerikan ve en pop müziklerle hız yarışına girmek,
Anne babalar için oturmaktan fenalık gelinen evde çıkarak el ele, 20 yıl öncesini anarak yürüyüşe çıkmak,
Anneanneler için de 8 aydır beklediği çiçeklerinin açması demek bahar.

Aşk demek, doğanın uyanışı demek, yeni bir nefes demek.
Uzun zamandır minik defterde baharı bekleyen önerilerin ortaya dökülmesi demek benim için de bahar.

Peki nereleri keşfedelim bu bahar?


Lale bahçeleri makro fotoğraf tutkunları için ideal. Emirgan'ı öneriyorum. Uygun olduğu kadar lezzetli bir kahvaltı için Sarı köşk bizi bekler. Açık büfe kahvaltı kişi başı 30.-TL

Denizden ve dalgalardan vazgeçemeyenler Rumeli Feneri'ne... Öğle yemeği için formunuzu koruma iddianız yoksa sahildeki Ali Abi'nin midye tava ve patates kroket menüsü günün en eğlenceli anını oluşturacak!

Güzel ve taze balık İstanbul'un şehirleşmiş kesimlerinde pek bulunmuyor. Bu kararı Silivri'deki Olta Balık'ık 120 farklı mezesini ve denizden çıktığı gibi pişirilen lezzetlerini tattıktan sonra anladım. Müdavimleri için duyurulur!

Kokoşum ve şehirden ayrılamıyorum diyorsanız barı güzel havalarda atın kendinizi Moda Sahili'ne veya Bebek Parkı'na. Bebek'te en lezzetli pizza UpperCrust'ta! Favorim Chicken Fajita Pizza.
Moda'da ise yemekten öteye geçen gelenek: nane ve whisky'li dondurmacı Ali'nin dondurması. Çay bahçesinde rüzgardan korunan kulübelerde çamlıca gazoz içmek gibisi de yok!

Tarihi dokudan kopamayanlar Galata'ya da uğrayabilir. Kiva'da günün yemeği saat 16:00'ya kadar misafirlerini bekliyor.

Sevdiklerinizi bir araya getirip sokaklara dökülmenin zamanı geldi de geçiyor...
Mutlu baharlar!

Olta Balık : 0212 728 42 33
Bebek Upper Crust Pizza: 0212 265 0 266
Dondurmacı Ali: 0216 414 18 80
Kiva:0212 292 98 98

Minik not: Fotoğrafı lalere bayılan babaannem ile çekmiştik. İki yıl evvel. Yer Emirgan.

1 Nisan 2012 Pazar

Tüm kardeşlere: "Bir Dilek Tuttum"

Bugün bizim ev halkı için zor bir gündü.

Dedemin 1 Nisan şakası yapıp aramızdan ayrılmasından bu yana tam 3 yıl geçivermişti. Bir araya geldik hepimiz. Gözlerimiz buğulu baktı, hiç aklımızdan gitmeyen hatıralarla dedemi andık.

Böyle günlerde dualar iyi dileklerle birleşiveriyor hep.
Mutluluk diliyoruz, sağlık istiyoruz.
Huzur istiyoruz. Korktuğumuz her şeyin başımıza gelmemesi için ne varsa aklımıza gelen söyleyiveriyoruz.

Zihnim; benim için yarın başlayacak Film festivali maratonuma geldi, iyi dilekler deyiverince.
Hiç bir zaman sıradan bir hobi olmadı sinema benim için. Canbert'in hayatındaki önemi kadar tutku boyutuna ulaşmadı ama hep var oldu. Hep takip ettim gücüm el verdikçe.
Bu yıl gideceğim filmleri seçerken de yine iyi yönetmenlerin ve yine duygularımın esiri oldum.
Yarın festival maratonu benim için Hirokazu Kore-eda'nın "Bir Dilek Tuttum"'u ile başlayacak.
Sinema okumuş veya sinema tarihini takip edenler mutlaka bilir üstadı.

2004 yapımı “Nobody Knows – Kimse Fark Etmiyor” isimli yürek burkan filmi ile tanıdım onu. Çok ağladım izlerken Akira'nın kardeşlerini büyütme çabasını izlerken.

Yarın da büyük ihtimalle aynı hislerim geri gelecek.
Bu kez Kore-eda anne babası boşanan iki kardeşin aileyi bir araya getirme çabasını yansıtacak perdeye.
Filmden sonraki izlenimlerim ve filmin bende yaratacığı tek bir duygudan çok eminim.
Kardeş sevgisi.
İnanın bu hayatta, kardeşinizden aldığınız güçten daha büyük bir destek olamaz.
O olmazsa sanki hiç bir şey olmaz gibi gelir hep bana.
O gülünce gülebilirim ben.
Onun canı acırsa, benim sinirim bozuktur. Hissederim.
Kardeşinizi sevmenin de ötesinde, ona canınız gibi bakın.
Kardeş aile demek, can demek.
Benim için ise Sinan demek.


Haydi bugünün mutlu dileği de tüm kardeşlere gelsin!