30 Temmuz 2012 Pazartesi

Süper kahraman

Çocukken verildi bu kültür bize.
En saçma armağandı bence.
Süper kahraman
Sizinki kimdi?
Benim hiç olmadı.

Çünkü bizim gibiler gerçekçilik üzerine kurulu hayatları severiz hep.
Bize uzak olandan keyif almayız, almadık!
En fazla güldük geçtik. O çizgi film bittiğinde bizim için de kahraman konusu çoktan kapanmış olurdu.
Kahraman; sanal değil gerçek olmalı bizim gibiler için.
Kahraman topluma değil kişiye özel olmalı.

Babam gibi mesela.
Dedem gibi.
Tıpkı büyükbabam.
Yola yeni çıkmasına rağmen Sinan gibi.

Hepimiz için böyle aslında bana özel değil bu durum.
Kim babanızdan başka günün hangi saati olursa olsun imdadınıza yetişti?
Kim doğduğunuzda kokunuzu içine çekince göz yaşlarına boğuldu?
Hasta olduğunuzda anneniz dışında koşan kimdi etrafınızda?
İlk adımlarınızda yaşına inat sizinle gülüp eğlenen dedeniz değil mi?
Büyük babanız sizin için bırakmadı mı sigarayı?
Kardeşiniz canı pahasına atlamaz mı tehlikeye?
Sizin canınız acıdığında sızlamaz mı içi?
Eşiniz de böyledir.
Bugünün sevgilileri için aynı şeyi söyleyebilir miyim bilemem ama gerçekten sevenler iyi bilir: gerçek sevgili de en içten ve en kalpten yapar tüm bunları.

Kahraman kime denir diye düşünmek gerek işte.
Kahraman size dört elle sarılan, siz gülünce gülen, sizinle ağlayandır.
Kahraman hiç yorulmaz çünkü zorlama ile damdan dama atlamaz, oradan oraya koşmaz.
Amacı bellidir kahramanlarımızın: hepimizin sonsuz mutluluğu...

Süperman'e inat benden tüm kahramanlarıma,
en çok da canım dedelerime gelsin...
Birilerinin kahramanı olmak, yaşama anlam katmak için keyifli bir adım bence...

20 Temmuz 2012 Cuma

Hesabı alabilir miyim?

Bu kadar kolay olması en büyük arzumuz değil mi?
Birisi önümüze iyiyi de döksün, kötüyü de.
Söylesin avazı çıktığı kadar bağırarak.
Sen bunu doğru yaptın ama burada yanıldın desin.
Hesabın da bu kadar! Haydi öde bakalım.

Bu kadar kolay olmadığı gibi, evdeki hesap da hiç bir zaman tutmuyor.
Artılar eksileri boğuyor.
Eksiler artıları çok ağlatıyor.
Tutmuyor olmuyor işte derken artık bulmaya başladım işin kimyasını...

Olay matematik hesabında değil, işin kimyasındaymış.
Kimyanın tuttukları ile paylaşırsan hayatı, daha kolay silebiliyorsun eksileri.
Artılar giderek yükselişe geçiyor, sana sormadan.
Huzur verircesine.

Adım atarken yine de hep çok dikkatli olmak gerekiyor ama mutlu olmak için.
Hayat sevdiklerimizi, can dostlarımızı alıp götürebiliyor.
Bugün Sinan'ın canını hiç olmadığı kadar acıttığı gibi.
Bir kaç yılını değil, bir dakikanı paylaştıklarınla bile bir geçmişin oluşuveriyor çünkü.
Ölüm en acısı.
Ölüm en zoru.
Hesap orada kapanabiliyor, ödemenizi bir saniye dahi beklemeden.
Hani hesap? Hani kitap?
Neye inandık dedirtebiliyor o anda.

İşte en büyük çelişki de bu noktada.
Hesabı ilşkilerde değil, adım atarken yapın.
Hesap mutluluk versin.
Hesap hinliklerle dolu bir hayat demek değil.
Benden duyduğunu, aldığını başkasına satmak hiç değil.
Hesap yapmayın, hesap kendiliğinden gelsin.
Toplansın gitsin.

Hayat; o kadar anlık bir yolculuk ki...
Yeter ki bize bağışlanan sürenin tadını çıkarmayı bilelim.
"Borcumuzu" öğrenmeden yok oluvermeyelim.

16 Temmuz 2012 Pazartesi

İstek parçanız?

Çok zor yerden sormuş olabilirim.
Bana sorulduğunda cevabım hiç bir zaman aynı olmaz.
Olamaz da aslında.
Çünkü büyüdükçe, zevkler değiştikçe tınılar da şekilleniyor.
Madonna'dan Ümit Besen'e geçiliyorsa elbette ortada bir zevk var mı tartışılır ama, parçaların yaşattığı anlam ve tat çok hızlı değişebilir.

Kayahan mesela çocukluk demektir benim için.
Babamın o severek dinlediği tınılar gençliğe atılan ilk adımdır.
İngiltere'den aldığı, Tarabya balkon maceraları ile birleşen halamla bir olduklarında anlattıkları hikayelerle bambaşka bir dünyaya götürür beni.
Annemin chanson'ları Dame de Sion'a giriş demekti benim için. Öyle de oldu zaten!
Gilbert Becaud hep çok özel kaldı o yüzden.
Tıpkı Jacques Brel gibi.
Kendimi iyi anladığımı düşündüğümde Melisle Beatles dönemine girdik bir ara.
Ortaokulun en olgun yıllarında.
Yeni Türkü, MFÖ, sonra biraz daha asi yıllar...
Ardından o etrafımızı saran popüler kültür de eklendi.
Hepsi karıştı kulakta ve pek tabii kalpte.

Farklı anlamlar yükledim onlarca parçaya.
Hatta bazı parçalar birilerini ifade eder oldu.
Candan Erçetin Leyla demekti mesela benim için.
Melis Beatles klasikleri.
Ceyda Aznavour...
Nazlı Bodrum Körfez klasikleri...

İyi ki yaşanmış hepsi, iyi ki dinlenmiş.
Yoksa bu kadar renkli olabilir miydi bu çok kısa ve anlamlı hayat?
Bugün istek parçam: Amen Corner - If Paradise is half as nice...

Siz de unutulmayan parçaları, dinledikçe tat veren klasiklerinizi o minik deftere yazın gitsin.
Yıllar sonra bambaşka keyif verecek çünkü...
Mutlu haftalar!

5 Temmuz 2012 Perşembe

Tatilde nereye gidiyoruz?

Tam 2 hafta olmuş içimden geçenleri paylaşmayalı...

Eee ne de olsa yaz sıcağı, yaz heyecanı sardı. Haziran doğumlu olmanın verdiği yaz çocukluğunu oldum olası severim.

Kışın giyilen yün kazaklardansa yazın giyilen hasır şapkaları beğenirim.
Her sene farklı bir yerlere gidenlerden oldum hep. Hep merak ederim. Yeni yerlerde saklananları görmek isterim.

Bu sene de yolumun nereye düşeceğinden çok, ne yapacağımı çok iyi biliyorum.

Kış boyunca mücadele ettik her anlamda. İşte, yolda, trafikte...Ben bu yaz çekişme yaşanmayan sokaklarda dolaşmak istiyorum.

Çok fazla kıskanç insanla boğuşuyoruz gün boyunca. Ben bu yaz, kendinden emin insanların dolaştığı yerlerden keyif almak istiyorum.

Kendini bilmeyen, bir şeyler öğrenmekten kaçanlarla doldu yanı başımız. Ben bu yaz, kaçıp gittiğim yerlerde en sevdiğim kitabımı okuyup yerli halkın dilinden bulunduğum yeri daha da iyi tanımak istiyorum.

Sevgisiz kalıyoruz bazen. Samimiyetten uzak çevrelerde nefes almaya çalışıyoruz. Ben bu yaz, can dostlarımla, sevdiklerimle her hafta sonu olduğu gibi sınırsız sohbet etmek istiyorum. Tüm kalbimle!

Ortak zevkleri olmayan insanlarla beraberiz gün içerisinde. Ben bu yaz, sevdiğim tınılara ritim tutanlarla güneşin batışını izlemek istiyorum.

Çok bunaldım ben bu kış. Huzur dolu, bir yıldız kadar parlak bir tebessümle uyandığım bir kaç günü iple çekiyorum bu yaz.

Sizi bilmiyorum, ama ben 3-4 günlük 3 hafta sonra çıkacağım tatilde mutlaka yapacaklarımı belirledim.
Aldım minik notlarımı.
Gilbert Becaud parçalarımı hazırladım.
Fotoğraf makinemi bile yeniledim!

Her nereye düşerse düşsün yolumuz, etrafınıza değil kendinize bakın.
Sevdiğinize
Eşinize
Can dostlarınıza
Kız arkadaşlarınıza
Kızınıza
Oğlunuza
Annenize
Babanıza
Dedenize
Ninenize

Sizinle aynı anda nefes alıp, tüm içtenliğini paylaşanlara bakın.
Çünkü hayat onlar demek.
Çok ama çok keyifli bir yaz diliyorum hepimize!