29 Aralık 2012 Cumartesi

Çok sevmek ne demek?

Bu hafta benim için çok kolay bir hafta olmadı.
Hem yenilikçi.
Hem yorucu.
Hem sancılı.
Hem çok mutlu.
Hem de çok üzgün.

İş değiştirdim. Yepyeni bir dünyaya girdim. Heyecanlıydım. Huzurluydum. Mutluydum.
Samimi yüzlerle tanıştım.
Geride bıraktığım samimi yüzlerin kim olduğunu bir kez daha anladım. Beni yanıltmayan; beni çiçeklere, çikolatalara, şahane kurabiyelere boğanlar, güzel dilekler için mesaj atıp telefon açanlar oldu.
Çok sevindim.

Sonra hafta içerisinde bir kaç üzücü olay yaşadım.Tamamen çok sevdiklerimle ilgili.

Dün işten çıkıp da radyoyu açtığımda; sıradan bir yayında şöyle bir anons duydum.
"Bu parça çok ama çok sevdiklerinize gelsin; öyle normal bir sevgiyi hak edenlere değil..."

Çok sevmek?
Ben seni sevdim değil; çok sevdim.
Çok seviyorum demek, diyebilmek?

Yol uzun değil ev ile iş arasında ama..
Baya düşündürdü bu konu beni.
Benim çok sevdiklerim de beni çok seviyor mu?
Sevgi karşılıklı olunca mı anlam kazanıyor geyiğinde değilim de...
Çok sevmek başka bir şey.

Çok sevilenler; ayda bir kere de merhaba diyecek anı yakaladığınızda bıraktığınız yerden devam ettiklerinizin diğer adı.
Ne zaman ne olursa; bir telefon uzaklıkta olup da üç dakikada yanınıza gelenler demek.
"Kendimi hiç iyi hissetmiyorum" mesajının ardından hadi ben geliyorum diyenler.
Küçük hesap yapmayanlar.
Küçük dünyalı olmayanlar.
Bu hayatta hırsla değil de; sevgiyle beslenenler.
Kıyamet bahanesi ile mesaj atıp: bu arada "sizi çok seviyorum kızlar" diyenler de bence...

Liste çok uzar, liste bitmez onları tanımlamaya.
Bir elin parmaklarını geçmedikleri için de çok anlamlılar.

Bu sene yeni başlangıçlara sahne oldu benim için.
Cesur bir yıl oldu.
Acı da vardı yine tabii... Sevinç de vardı ama.
Heyecan vardı.
Huzur da vardı.
Uykusuzluk, sinir, korku yine vazgeçemediklerimdi.
Yenilikler çok önemli oldu bu yıl benim için.
Çok sevdiklerime yeni bir isim daha ekledim mesela.

2013'ten de aynı heyecanı bekliyorum bu yıl.
Mutluluktan öte sağlık bekliyorum.
Heyecandan önce huzur da istiyorum.
Çook sevdiklerimle olmak istiyorum yine.
Onlara çok vakit ayırmak; planlarımı hayata geçirmek istiyorum. 

Çok sevmek... Çok mutlu olmak demek. 

Mutlu yıllar hepimize ! 




8 Aralık 2012 Cumartesi

Biraz krema, biraz çikolata ve azıcık da harita...

Asırlık oluşumlar kendi gelişimlerinden söz ederken, sadakatin gücünü öne çıkarıyorlar.
Bugüne gelebilmede; geçmişin gücünü önemsiyorlar.
Geçmişle geleceğin ve bugünün muhteşem bir sentezi aslında başarıları.

155. yılını kutlayan Beyoğlu Belediyesi'nin ilanını gördüm bu sabah.
Beyoğlu Haritaları Sergisi...
4-15 Aralık tarihleri arasında Beyoğlu Sergi Sarayı'nda. 



"Eski tarihlerden beri bir yerleşim alanı olan Beyoğlu’nun sınırları Kasımpaşa, Hasköy gibi bölgeleri içine alarak geniş bir alana yayılıyor. 
Bu dönemsel ve bölgesel çeşitliliği anlatan haritalarla Beyoğlu’ndaki değişimi görmek mümkün olacak. 
Farklı arşivlerden toplanan haritalar Beyoğlu’nu, binlerce yıllık tarihi gelişimini ve tarihe sadık kalan modernleşme sürecini coğrafi ve tarihi olarak yansıtmayı amaçlıyor."

Sergi tanıtım dokümanından alıntı yaptım az önce. 
Beyoğlu'ndaki değişimi göstermek adına hazırlanmış meğer sergi!

Aslında her adım açıkça gözler önüne seriliyor.
Haritaya gel bak; bunları da çöpe atmadan gör ki sonra nerede benim sinemam, nerede pastanem deme. 
2000'li yıllara kadar koruduk da ne oldu?

Emek mesela... Geldiniz mi festival filmlerinden başka bir zamanda?
Açtınız mı kapısını? 
Frigo yediniz mi antraktta? 
Salonunda o geniş sahnesinde izlediniz mi bir klasiği?
Kapıdaki abilerle sohbet ettiniz mi?
Gördünüz mü yer gösterirken o itinalı hallerini, işlerine olan aşkını?
Tuvaletin önündeki teyzeyi peki? 
Sordunuz mu neden ola ola tuvaletçi olmuş diye? 
Neden sıra olmasın diye erkek tuvaletini temizleyip kızları içeri aldığını ve her tuvaletten çıkandan sonra hızlıca temizlik yaptığını? Lavantalı kolonya ikram ettiğini? 

Narmanlı Han mesela... 
Noterine gittiniz mi?
Kapıdaki kedilerini sevdiniz mi? 
Merak ettiniz mi içerideki dünyayı? 
Asmalımescit'e giderken bir fotoğraf olsun çektiniz mi önünde? 
Loto bayinin akıl almaz genişlemesine izleyici mi kaldınız? 

Şimdi de İnci... 
Lucas Zigoridis kimdir bilirsiniz? 
8 tane profiterol topunu bir arada sadece beş liraya alabilir misiniz?
Tezgahtan kendiniz dilediğiniz porsiyonu en son ne zaman seçtiniz?
Krema değil ; "creme patisserie" pasta kreması nedir?
1944'ten bu yana aşıkların buluşma noktası neresidir?

Demirören AVM...

Sephora'dan sokağa taşan kuyruklarda 2 pudra alıp sürme hırsında olanlar arasında mıydınız? 
Üst katı püfür püfür esiyor deyip starbucks'ı tercih ettiniz?
İstiklalde Latte keyfi başkadır dediniz mi? 
19.000 metrekarelik bu "canım" alışveriş merkezi yıllardır nerede idi?
Yemek, sağlıklı yaşam, alışveriş ne ararsanız var! 

Çok şükür!

Yarın öbür gün, merakın ne demek olduğunu bilmeyen çocuklarımız, son yıllarını yaşadığımız geleneksel mekanlarımızın geçmişini sorarsa sergiye götürürsünüz.

Buralar var ya buralar... 
Tarih kokardı. 
Tarih dediğin nedir ki? 

Bak haritaya, al cevabını! 
Bak bak da için açılsın!

3 Aralık 2012 Pazartesi

Şey..Annem Gönderdi

Belki de en büyük imtihandı bu...
Ne var ki? Kapıyı çal, gözlerine güler yüzle bak.
Yok yok yapamam.
Ya yaramaz çocukları çıkarsa kapıya?
Ya yaşlı teyzeleri açarsa?
İstemedim.
Yapamam.

Yaza gelince ayrı dert; babaannem aynı misyonu yüklüyor.
Kışa gelince ayrı dert apartman dolan dolan bitmiyor.

Krem karamel yapıp dağıtırsan olmaz nedense bu muhabbet.
Tuz- kahve almak için kapıya gelmeye benzemez.
İadeyi ziyareti de var bu işin. Kaplar dolup geri geliverir.

Yıllar yılı hep aynı alışveriş, hep aynı keyif.
Bugün de yine aynı koku...
Yine aynı curcuna öncesi sessizlik..
Yıllar öncesine götürdü beni.

Merhaba, Şey... Annem gönderdi de
Annen kim senin, kimin kızısın diyen olmazdı.
Olursa da o yabancıdır, yenidir buralarda.
Ne de olsa, biz bu binada doğduk!

Hicri takvime göre Muharrem ayının onuncu günü yapılıyor.
Bana göre; zamanı takip edilemeyen, kilo kilo yediğim, en sevdiğim ve tek sevdiğim kaşıkla yenen tatlı.

Kimilerine göre bereket.
Anneler için büyük bir yarış.
Bu sene anneannen pek becerememiş, halan çok güzel yapmış. Teyzen yine döktürmüş muhabbeti...

Evlenecek kızı olanların mutlaka yapması gerektiğini söyleyen de var.
Yapmak yerine bağış yapan da.
Sevmediği için Dr Oetker'in kapısını çalan da..

Çeşitliliğin simgesi derdi babaannem.
Üzümle narı aynı anda yemezsin.
Nohutla, pirinç, fındıkla ve cevizle neden buluşsun ki aynı kapta?
Buluşuvermiş işte.
Yeşil- sarı- siyah- kırmızı her renk var mübarek.
Mis gibi de kokar ev..

Annem gönderdi diyecek yaşı da geçtik.
Kapı kapı dolaşacak vakit de kalmadı.
Günler torbaya, akşamlar uykuya gömülür oldu.

Yine de tadı başkadır. Aşure candır!


Sosyalleşmemi borçlu olduğum aşure tabakları bu yıl neşe ile dolsun.

Onca hikayeyi barındıran...

Bu nefis tatlı ile; mutlu ve bereketli bir hafta bizim olsun!