29 Eylül 2012 Cumartesi

Başardık!

Sadece iş hayatında değil, günlük hayatta da o kadar konuşur olduk ki bu başarma işini...
Okulda başladı bu mevzu. Ali ata bak'ı ben senden daha önce okudum muhabbeti.
Sonra sınavlar başladı, anneler babalar hele ki büyük şehirlerde büyüyen çocuklarsanız koşturdu durdu bizi.
Ali Öymen'den dersler alındı, en afilli dershanelere gidildi.
Çocuk gece uyumadan yatakta iki türkçe testi kıvırdı. Alnından öpüldü, pek takdir gördü.
Sonra lisede yayılıp kalamadı, çünkü ÖSS telaşı başladı. Zavallı bizler, dershane, hoca, okul, müfredatı trigonometri, tümay yayınları, bol neskafe derken attık kapağı 3 saatte kaderi belirleyen o uzuuun tünele ve sonunda Başardık!

Neyi başardık Allah aşkına?
Birbirimizi ezdik,
100 alana akıllı
50 alana gerzek dedik.
Lisede başkasının notu ile geçinen kurnaz, dikkatle dinleyen inek oluverdi.

Hiç siyaset konuşmadık üniversiteye kadar.
Hiç tartışmadık, bulunduğumuz durumu sorgulamaya bir dakika da olsa vakit yoktu.
Gelecek- kariyer planı yapmadık, yaptıysak da tek başımıza değildik.
Lisede biz Fransız tarihini ezberledik, edebiyatını yaladık yuttuk. Ama siyasetini, gündemini hiç konuşmadık.
Dinden bahsetmedik mesela, farklı kültürlerdeki inanışlara bakmadık.
Baktıysak, incelediysek, ve bir de üstüne sorguladıysak o bizim erdemimiz sayıldı.
Çünkü bu sorgulayıcı bakış bize hiç öğretilmedi.

Çok uzun zaman değil sadece 4.5 senedir iş hayatındayım.
İşi iş olarak gördüm her zaman.
Evi ev,aileyi de can.
Etrafımda kuşağı, dili, dini, inanışı farklı yüzlerce insanla tanıştım.
Televizyondayken çok öğrendim, acaip geliştirdim kendimi. Belki de aştım.
Ön yargımı kaybettim mesela, kalıplarkan kurtuldum. Olduğu gibi kabul etmeyi benimsedim.
Tartışmadım. Algıladım olduğu gibi.

Kurumsal dünya öyle olmadı pek.
Yarış var orada. Hatta birbirini ezmek belki de "yok etmek" isteyen insanlar var.
50 almak ve takdir almaktan farklı bir yarış bu.
Ona da ayak uydurdum, Kendimce tabii..
Çünkü ezemem kimseyi, yok etmek hiç istemem. Kendi saksısına bırakırım onu yeşerir belki diye.

Şimdi nereden çıktı tüm bunlar dediğinizi duydum.
Geçtiğimiz hafta çok güzel haberler aldım da oradan çıktı.
Başarının tam adresi olabilecek iki örnek aslında.
Can dostlarımdan bir tanesi eğitim için yurt dışına yerleşti. Konu; fotoğraf.
Bir tanesi; yeni bir işe geçti; konu hem terfi hem sektör değişikliği.

Sonra bu sabah, her Cumartesi yaptığım gibi, meşhur not defterimi aldım elime.
Aklıma ilk gelen kelimeyi yazdım.
Başardım!
Hatta başarmışım, belki de başarmışız.

En önemlisi insan olmayı
Güzel dostlar edinmeyi
Yeni girdiğimiz ortamlarda sevilmeyi, takdir edilmeyi.
Hiç bir zaman uzanamadığımızı hor görmemeyi
Uyumlu olmuşuz hep; herkesi olduğu gibi kabul edip dünyamıza hoş geldin diyebilmeyi öğrenmişiz.
Nazım'ın şiirinden de keyif almışız, Joe Dassin'nden de, Elvis'ten de.
Bazen hissetmediğimiz için anlamamışız ama hiç "-mış" gibi yapmamışız.
Ağız kıvırmamışız, hinlik yapmamışız,
Ezmemişiz, büzmemişiz
Hatta saygı duyulmayacak adama bile el uzatmışız.
Kimseyi küçük düşürmemişiz, küçük dünyalara bulaşmamışız
Küçük hesapları dikkate almamışız
Alın terine, el emeğine saygı duymuşuz.
Büyükbabamın dediği gibi; lades olmamışız hiç!



Hayvan değil, bitki de değiliz. Bir isimden ibaretiz ama insanız.
Biz ancak bunu başarabildik, yarışı 10 sene önce bıraktık.
Sizi de aramıza bekleriz.

23 Eylül 2012 Pazar

Bu hafta sonu değil her hafta sonu!

Kışa adım adım yaklaşıyoruz.
Akşamları ürpermeye başladık bile. Hırkalar çıktı değil mi hurçlardan?
Yazlık kışlık ne zaman yapalım'ın planlarına başladık.
Ama bugün değil.
Bugün güzel bir pazar günü olsun hepimiz için.

Uzun zamandır neden yazmadın diye 5-6 mail aldım dostlarımdan.
Uyaranlar bile oldu, "e hadi artık" diye...
Umudumu yitidikçe bu ülkede, konuşasım ve yazasım gelmez oldu da ondan sustum.
Bugün söz verdim kendime, ben de uyuyanlardan olacağım tıpkı hiç bir olan bitene ses çıkarmayanlar gibi.

Size bir kaç önerim var bugün için..

Öncelikle manevi önerim sırada her zamanki gibi!

-Sevdiklerinize, annenize, babanıza bu pazar sabahı upuzun sarılın. Yanyana olmanın kıymetini bilin. Yol gözlemenin, sesini duyup dokunamamanın ne demek olduğunu düşünmeye ve anlamaya çalışın. Onlara birer çiçek alın mesela, veya en sevdikleri yemeği yapın. Şaşırtın onları!

Peki ne yapalım nereye gidelim?

-Biz geçen pazar günü kuzenlerimle Four Seasons Sultanahmet'te brunch keyfi yaptık. Tıka basa doymak için değil, keyifli sunum, gurme bir mutfaktan neler çıkabiliyoru görmek için bence kış bastırmadan uğrayın.
Pastalar el yapımı, makarnalar bol kremalı!

-Uygun fiyatlı keyfinize göre, size özel bir bayram programı yapın bence. Hazırlıklara başlayın. Benim aklımda Cunda'ya kaçmak var...

-Caz festivali biletleri satışa çıktı! Gregory Petrov geliyor bu sene. Biz aklımıza esen, bize mutluluk verecek 3 konsere çoktan ayırttık yerimizi :)

-Sadece caz festivali değil, filmekimine de göz atın. Dün akşam en son biletix'e baktığımda biletler hızlıca tükeniyordu. Bence acele edin.

-İstanbul Modern'de Dünden Sonra fotoğraf sergisinin son günü. Kafesi çok kalabalık olmadan deniz havası alarak güzel bir kahve de içebilirsiniz.

- Sezon geçişlerinde outlet mağazaları kovalamak da güzel bir fikir. Starcity'e hiç uğradınız mı?

-Vazgeçemediğim tek semt: Moda. Bugün mutlaka yolumuz düşecek. İstanbul'un huzur dolu halkı burada bir araya geliyor. Ali'ye uğrayıp 2 top dondurma yemek için de belki son şansımız!

- İstinye'yi de önereceğim, güzel çay bahçeleri var artık İstinye'de. Gazeteleri değil, de, sevdiğiniz kitabınızı alın yanınıza. Kafanız bunalmasın diye gazete öneremeyeceğim. (maalesef!) Bekir Coşkun'u okumadıysanız okuyun ama bu sabah. Ertelemek ne demek hatırlatacak hepimize.

Bugün az trafikli, İstanbul'dan kaçma fikrini bize unuttutarack güzel bir gün olsun!
Sevdiklerinizle geçsin.
Mutluluk versin.

İyi pazarlar. 

2 Eylül 2012 Pazar

İtiraf ediyorum...

Çok zordur içimizde saklayıp kimseyle paylaşmadıklarımızı kendimize söylemek.
Başkalarına aktarırken elbet süsleriz çünkü olanı biteni.
Kendimize anlatırken savunmasızızdır.
Korunmasız kalıveririz.

Aziz Nesin kitaplarıma geri döndüm son 1 aydır. İtiraf ediyorum çoğunu okudum zannederken yeniden çevirince sayfaları; boğazım düğümlendi tasvir gücüne mizah anlayışına..Bir kez daha.

Yetmiş yaşım merhaba'yı okudum dün gece. Bir çırpıda.
Yaş ilerledikçe aşkın boyutlarını, sevginin kuvvetini ve de en çok yönünü görmek istedim.
Anladım.

Babaannemin dedem ile olan mektuplarını neden okumadan yaktığımıza yandım.
Anneannemden duyduklarımı bir kenara not ettiğim için gururladım.
El ele tutuşanları görüp yaşına başına bak diyenleri bir kez daha kınadım.
"Aşık olmak ne demek" cevabı bu kitapta.
En masumundan, en mahremine Aziz Nesin ustalığı ile bu kitapta.
Okumadıysanız okuyun derim ben.

İtiraf ediyorum;
Aşkı böylesine güçlü yaşamak gerekiyor.
Anneyi böyle çok sevmek değil, kalpten sevmek gerekiyor.
Babanın kıymetini bilmek gerekiyor.
Halana teyzene eğer hak ediyorlarsa sarılmak gerekiyor sımsıkı.
Hak edene vermek gerekiyor sevgini.
Aziz Nesin diyor bunu.
Hak etmeyenle uğraşmamak gerekiyor.
İtiraf ediyorum;
Çok şey hatırladım dün akşam.
Kitap bitince.
Çok şey öğrendim belki de.
Anımsadım.

Sevgi ve mutluluğu her tarafı ile konuştuğumuz bu yazılarıma bir yenisi de Aziz Nesin sayesinde eklendi.
Bu ay için bir kaç önerim var size sevginizi hak edenlerle paylaşmak adına.

- Cihangir'de Susam Kafe : Gitmediyseniz mutlaka uğrayın. Öğleden sonra müzikler çok keyifli bir jazz'a dönüyor. Benden söylemesi...
- Tarabya sahili ve Yeniköy Zeynel'in bu ay son kez hazırladığı buz limon ve buz vişne dondurması
- Moda'da yeni açılan : Yer. Ayrıca bir post paylaşacağım bu mekanla ilgili.

Hepimize sevgi dolu, hak edenlerle dolu güzel bir hafta dilerim...