25 Ağustos 2013 Pazar

hiç eskimeyen ne var hayatınızda?

Yeni rakı'nın veda filmini izlerken geldi aklıma.
her günün birbirine kopyası kadar benzediği hayatımızda; hiç eskimedi, hiç tükenmedi dediğiniz ne var?

aklıma ilk gelenleri not ettim.
yazmak mesela, kendimce. hiç eskimedi, hep iple çekerim. eskimez de. ekmek kapım olur mu zannetmem ama beni hep mutlu etti, hep de edecek.
nazlı mesela; geç kazandım ama hiç eskimeyecek benim için. bugün onun heyecanını yaşamak beni her şeyden çok mutlu ediyor. sonra diyorum ki, demek ki "dost" bu demek.
ipek; onunla paylaştıklarımda hep samimiyet olduğu için , sibel hep en doğruları söylediği için ve hep yanımda olduğu için, canbert beni varlığıyla mutlu ettiği için, kerem çok önemli olduğu için , ceyda hep bıraktığımız yerden devam edebileceğimiz için eskimeyecek.
zeynep de orkun da eskimeyecek. sendi hiç bitmeyecek.
melis de öyle. hep içten olduğu için.
birbirine hiç benzemez kuzenlerim hiç eskimeyecek.
halamla aynı kafada oluşum da eskimeyecek, teyzemle hep aynı telden çalmam da...
anneannem hiç bitmeyecek. sanki dedemikolar ve babaannem eskiyebildi mi?
bir de saymadıklarım var, eskimek değil her gün yeni kalan. paylaşılanların hep en derinden
sinan gibi. leyla gibi. koray gibi. mert gibi, hakan gibi.

peki ya anılar?
adada bu yıl güneşi batırmamız hiç eskimeyecek.
mucize nedir derken yıldızları izlemek eskimeyecek.
barış manço hep yeni kalacak mesela.
how i met mi dexter mı polemiklerimiz gibi
bebekliğin kumbağa'sı mı, gençliğin klasisi mi gibi.

bunları düşündükçe,
iş gibi, günlük gereksiz çekişmeler gibi ne değersiz dakikalarda boğuluyoruz dedim kendi kendime.
oysa tek yapmamız gereken; hak edenlere, hep yeni kalanlara, en sevdiklerimle kaldırmak kadehi.

 e o zaman, mutlu paylaşımlara.

kocaman bir teşekkür videoyu paylaşan esra'ma..

http://www.youtube.com/watch?v=yOPctqdMCDM


17 Ağustos 2013 Cumartesi

14 seneden geriye kalan

Oysa 2 gün sonrasında Kuşadası'na tatile gidecektik.
Mertle, Hakanla, Leyloşumla, Sinanımla, annelerimizle..
Sinan'ın ayağı iyileşsin diye dua ediyorduk, tatile çıkmamıza hiç bir şey engel olamaz havasındaydık.
Ne planlar, ne planlar.

Öyle ya, 1 dakikada her şey değişti.

Elektrik bir kesilirse başımıza neler geliyor o gece öğrendik.
1 dakikada 170 basamağı kucağımda kardeşimle inmeyi o gece öğrendim.
Korktuğum için babama sarılmak istedim, bulamadım karanlıkta onu, babam sandığım ilk adama geçti değil mi diye sordum.
Geceliğimi kıvırıp üzerime geçirdiğim kazakla, aynı kıyafetlerle aynı çamaşırlarla 3 gün geçirdim.
10 saat boyunca sadece telsim'in çektiği sevinciyle Orhan'ın telefonundan onlara ulaşmaya çalıştık.

"Babannem yaşıyor mu, dedem yaşıyor mu"
Sonunda işte o ses: "Oğlum Orhan ben iyiyim, deden biraz fenalaştı ama burada bize iyi bakıyorlar."
O nasıl tarif edilemez bir duygu!

Başımıza ne geldi peki?
Nerede oldu bu sarsıntı?
Kimlere ne oldu acaba?

Peki ya Zeki Eniştem, Peki ya balkonda uyuyan Hürrem Teyzem?
Saatler sonra 12 saatte Yalova'dan pijamalarıyla canını kurtarmış olmanın verdiği telaşla ve bir o kadar da çaresizlikle eve ulaşan babaannem, canım dedem. Onların anlattıkları...Muhteşem sağlam yapı denen binanın 3 katının yerin içine girmesi...
Elektrik geldi diye sevinirken, Yüksel sitesi yerle bir oldu haberini  televizyondan duymak nasıl bir duyguydu acaba? 317 komşunun artık yok olduğunu duymak...




İşte bir gece öğrendik tüm bunları.
Ölümün bize bir saniye kadar yakın olduğunu.
Galatasaray aşkımı başlatan canım zeki eniştemin artık yok olduğunu.
ay ben onu bunu giymem derken, bir gecelikle gece gündüz 3 günün nasıl geçtiğini
komşuluğun ne demek olduğunu
televizyondan gerçeği gördüğümüzü zanetttiğimi

kahramanlar da çıkardı bu akşam.
babamın ceset torbası üreten arkadaşına kurtarıcı gözüyle baktık
Nasuh Mahruki daha da devleşti
bir dedemiz oluverdi ismi "deprem"

şimdi bugün 14 sene önceden geriye ne kaldı hiç düşündünüz mü?
onların hasreti kaldı geriye, hala gözyaşı ile andığımız hatıraları kaldı.
sevmeye ve kavuşmaya verilen önem kaldı.
gece 3 sularında uyanınca, içimde bıraktığı tedirginlik kaldı.

izleri kaldı o gecenin, ne yaparsan yap unutulmaz.
ve bir kez daha hiç yaşanmamasına yönelik dualar, dilekler kaldı, her akşam tekrarlanan.

14 seneden geriye kalan; öğrenilemeyen çaresizlik.

8 Ağustos 2013 Perşembe

... demek bayram

Beraberinde getirmiyor mu anılarınızı?
Daha 28 yaşında neyin anısı dediğinizi duyar gibiyim. Ama yaşanmışlık değil mi anılar?
Hatta yaşananlar.

Bayram güzel.
Bayram heyecan verici.
Bayram hüzün aynı zamanda benim için.

Elini öpmek istediğim kalem parmaklı canım babaannemin özlemi demek bayram.
Ağlamaklı bakışlarıyla içimi yakan canımdan çok sevdiğim büyükbabam demek bayram.
Gülmesiyle içimi ısıtan, sesini kulaklarımdan silemediğim neşeli dedeme duyduğum hasret bayram.

Her an yanında olmak istediğim, ve bu bayram da layıkıyla tadına varacağımız pamuk anneannem demek bayram.
Kuzenlerimle şakalaşmak demek bayram, hem de hiç büyümemiş gibi.
Sinan ile el öpme savaşı bayram, kardeş olmanın en güzel yanını en tatlı anlarda yaşamak ve hiç unutulmayacak anılar biriktirmek demek bayram.
Annem demek bayram
Babam demek bayram
Sıcak poğaçalı ve zeytinli açmalı kahvaltı demek bayram
Barış manço ile uyanmak demek bayram
Mesaj yerine en çok sesini duymak istediğim canım arkadaşlarımı heyecanla arayıp iyi bayramlaaar diye bağırmak demek bayram
Belki birkaç saat daha fazla uyumak demek
İstanbul’un keyfine varmak demek bayram
Sevdiklerimizle doya doya eğlenmek demek bayram

Kuzey’in gelişini beklemek demek ilk defa bu bayram.
Diğer bir deyişle, Nazlımın heyecanına ortak olmak demek ilk defa bu bayram

Bu bayram olduğu gibi her gelecek bayram sevindirsin istiyorum.

İlkleri olsun, sonları olmasın istiyorum
Güldürsün
Umutlandırsın
Anne olalım
Anneanne olalım
Babaanne olalım istiyorum
Bayramlar tadıyla gelsin istiyorum

İstiyorum ki siz de unutulmaz ve tadı yerinde bir bayram geçirin.

3 önerim var bu bayram için yine..

-          Kendinize bayram hediyesi almayı unutmayın. 
       Ben bu sene İstanbul Modern kafesinde kendime güzel bir öğle yemeği ısmarlayacağım. Sizi de beklerim.
-          Mısır çarşısına uğrayıp şekerlerin tadına bakmakta fayda var, yolunuz düşerse…Bol bol fotoğraf çekin bir de anlamlarını hiç kaybetmiyorlar çünkü. 
      Mutlu bayramlar hepimize. 





  

3 Ağustos 2013 Cumartesi

tatil notlarım: her şeye rağmen nine

Daha 1 saat olmadı gün batımı keyfimizi tamamladıktan sonra patikadan köyün merkezine indik.
Bir kısmımız önden aceleci davrandı, bir bankta geri kalanları beklemeye başladı.
aceleci ben, nasıl olduysa fotoğraf çekme şevkiyle geride kalmışım.
 - neyin var ki teyze? lafına takıldım özgür'ün.

bir de baktım;  şişe dibi gözlükleriyle bohçasını sırtında taşıyan, yırtık çarıklı bir nineyle sohbet başlamış..
sözünü hiç kesmedik, çünkü bu kez ben değil hepimizin gözü yaşlıydı.

"gocam 1 senedir şekerden yatıo. 2 oğlum vardı dağ gibi ikisi de öldü, gitti." hanımları da onlar gidince durmadı, dayanamadı yokluğa gaçtılar. 2 torun kaldı bana onlara bakıodum güçük oğlumla. şimdi o da gaza geçirdi, o da yatıo.. ben de sabah erkenden çıkıom, kekik satmaya, akşamdan ördüğüm yün ipleri satıom, reçel satıom. siz de alın be evladım.." dedi.
bir avazda.
her şeye rağmen, o yırtık çarıkları, topallayan ayağıyla, bunları anlatırken titreyen sesiyle dimdik ayakta bir nine.
her şeye rağmen, parayı değil, onun eline bakan yatalak canından çok sevdiği kocasını iyileştirebilmenin derdindeydi.
torunlarını okula yollamanın peşinde.
torbasındaki her şeyi o denli içtenlikle, yüzde 1 karla sattığını hesaba katarsak, neye yarar tüm bohçayı almak?
aldık işte, kalan tüm yün ipleri..
takıldı bize; "soranlar olverirse ne getirdin bana oraladan, hemen veriverin birer ip, oldu bitti işte" dedi..
pahada çok hafif, beklentiyi karşılayacak cinsten bir şeyler sattığının farkında.
alışverişin sonunda bohçası hafifleyince, dengesi bozuldu, attı bastonu yere.
biz ondan önce yerden almaya kalkıştık, ben alırım dedi. aksak ayağına ağırlık vermeden eğildi, aldı.

istanbul'dan geldiğimizi söyledik, bize acıdı. havası pis, pek galabalık diolar dedi. haklı.
genç olduğumuzu görüp, siz sahile inverin dedi, eğlenmemizi istedi.

en çok da yine gelin olur mu demesi bitirdi bizi... seneye aynı yerde buluşabilecek miyiz acaba?
kalın dedi, sağlıkla...



1 Ağustos 2013 Perşembe

tatil notlarım: 90'lık dededen unutulmaz öğütler

yine bozmadık geleneği
uzun bir aradan sonra bir haftalık bir tatile çıkmanın verdiği sonsuz mutlulukla
+1 minnoşumuzla çıktık yola.
yine canım arkadaşlarımla.

adalardan başladık dolaşmaya.
gelibolu'nun yaman ayazını her gece serinliğiyle birlikte hissettik.
rumlarla türkler arasındaki o incecik çizgiyi birbirinden lezzetli reçellerle keşfettik.
peki ya sakızlı kahve.

2 günün sonunda rotamız asos oldu.
çocukluğumda annemlerle gittiğim asos'u rengarenk taşlar topladığımızdan mı, bol sütlü dondurmalarından mı, yoksa gün batımının yerini dolunay'a bırakmasından mı bilinmez çok sevdim.




bir akşam sibelim sağolsun, soluğu antik kentte aldık..
hepimizde plazalara hapsolmanın verdiği bunalım, 5 gün sonra yeniden işe dönecek olmanın verdiği giderek yükselen endişe, vurduk kendimizi arnavut kaldırımlara.
tırmanışın sonunda antik kente girmek isterken güvenlik gerildi önümüze.
tamam dedim, buradan anla ki hayal dünyasında değiliz, unutma ki türkiye'deyiz.
güvenlik 2-3 abicim ablacım lafının ardından gizli patika yolu önerdi, sizi görmemiş olayım tehdidiyle beraber..
patika yolu aşmaya başladığımızda hepimizde çocuksu bir heyecan vardı.
hasret kaldığımız maviyle yeşili gün batımında antik kentte seyretmenin heyecanı bu.
- ne ediyonuz oğlum, gayıp mı olvediniz?
- amcacığım dedik.. ve gözlemlemeye başladık bize doğru gelişini.
- gaybolduysaniz yardim edem dedi..
90 yaşında sandığımız amca, aslında 78 yaşındaymış.
gizli patikayı bize anlatan görevliyi mi ele versek, yoksa pat diye amca biz nereden çıkarız bu tepeye mi desek, birbirimize bakarak bekledik bir kaç dakika.
zaten biz bir şeyler diyene kadar o başladı konuşmaya..
- bu tepelen (tepelerin) dili olsa da gonuşsa... hanimi gaybettim bundan 3 sene once. o zamandan bu yana oyle bi yaşlandım ki gahrimdan ölcem dedi..

kim bilir ne kadar çok seviyordu ayşe nineyi..
- pek güzeldi gızım pek... saçlanı mı anlaten, gözleni (gözlerini) mi.. benden size dede nasihatı dedi oldukça ciddi bir tonda: bu hayatta bir ananızı, bir babanızı bir de hanımınızlan gocanızı uzmeyin dedi.
Hoş tutun onu.. Rahmetli dedem derdi, birbirinizi kardeşinle hoş tutun diye. Hatta bana haftada bir yoklama yapardı; sinanı ne kadar hoş tuttun bu hafta diye... o da aklıma gelince dedeye hissettirmeden başladım ağlamaya.

o grubumuzun geri kalanına bakarak devam etti..
- bu hayatta hiç paraylan işim olmadı. hiç sevmam (sevmem) parayı. pek çok param var su an ama yalnızlıkta ne ise yarıyo sanıyon?

ne denir ki şimdi.. koyunları kuzuları satmış, horozları varmış sadece.
bir de birbirinden güzel manzaraya bakan sırtını yeşile, önünü denize vermiş üç ev..
kiminle dolacak?
bize sordu, bu gece misafiri olmak ister miyiz diye.
yanlış anlaşılmaktan korktuğu için derdim para değil, sohbet dedi.
sonra hadi hepiniz birbirinize mukayyet olun, allah'a emanet olun deyip, tahta bastonuyla, yerleri süpüren şalvarıyla dimdik yokuşu kaya kaya ustalıkla indi..

arkasından sadece sözleri kaldı aklımızda
söz verdik onu bir daha gidip mutlaka bulmaya.
öğütlerini kulağımıza küpe ettik, yola devam ettik.