25 Şubat 2013 Pazartesi

Mecburen

Geçen haftaydı.
Sabah sabah yine işe koştururken.
Metroda.
Gayrettepe'den bindiğimde sesini duydum.
"Neden sinirlendiğinizi anlamadım." dedi karşısındaki bir elinde telefon,diğerinde güneş gözlüğünü tutan abiye.
"Sormadınız ki bana neden bunu yapıyorum..Ben mecburen.."

Sonra oturanlara doğru ilerledi.
Dökülmüş saçlarını ve çürümüş dişlerini örten maskesini görünce anladım, kan kanseri olduğunu.
"Günaydın sevgili arkadaşlar, ben kan kanseriyim gördüğünüz gibi. Ben de sizler gibi işime koşturmak isterim ama beni işe almıyorlar ne kadar ömrüm kaldığını bilmedikleri için. İlaç masraflarımı karşılayamıyorum, dilenmek demeyin bu yaptığıma ama mecbur kaldım. Tüm bunlar mecburen..." dedi.

Masmavi gözlü, belli ki otuzbeş yaşlarında bir genç aslında.
Ona bakamadım, herkes gibi 3-5 lira ne varsa çıkardım ama ağlamaya başladım.
Ağladığımı anlayınca devam etti: "Hanımefendi, bana ağlamayın, lütfen acımayın. Ben sadece mecburen.."

Tek derdimiz işe yetişmek
Tek sorunumuz maillerin durmadan yağması
Tek problem ekibimizdekilerin proaktif olmaması olunca...ne diyeceğimi şaşırdım.
Şükretmek?
Dünyada olup bitenlere sonsuz duyarsızlaştığımız için daha da ağlamak mı yoksa?
Ne yapmalıyız?

Çok ciddiye aldığımızı fark ettim yine hayatı.
Mutluluğa yer vermeyip sürekli bir konuya hapsolduğumu anladım.
Ağlamaya bile vakit olmadığı için hızla inip ofise yürümeye devam ettim.
Sonra unuttum onu ve sabahki konuşmaları.
Bugün blogumu takip eden canım arkadaşlarımdan bir mail alana kadar...
"İşin yüzünden unuttun bizi.. Erken kalkmak mecburen, işe gitmek mecbureeen. Bizi unutma mecburiyetten" yazmış bana.

Biz neler yapıyoruz mecburiyetten...Hiç düşündünüz mü?
Kim ister sevdiklerini haftada bir görmeyi
Kim ister çocuklarını bakıcıya teslim etmeyi
Kim robot gibi her gün aynı saatte girdiği binadan gecenin köründe çıkmak ister
Kim yaz tatili planını 8 ay önceden yapıp sisteme kaydetmezse uyarı almaya bayılır
Sadece çalışma hayatına değil lafım...
Şehir kültürü beraberinde keyfi alıp götürüveriyor.
Metronun bir saati var, otobüsün durağı, eğlencenin belli mekanları, haftasonunun edep adabı, sosyetenin kuralı, fukaranın lugatı...
Kural, plan,program..

Anlıyorum ki bu hikaye böyle akıp gider...Mecburen, mecburiyetten.
Yapılacak tek şey: koşarak sevdiklerinize sarılmak. Hiç bahane bulmadan!