20 Mayıs 2012 Pazar

Evdeki hesap....

Uymuyor işte!
Doluya koy, boşa koy uymayıveriyor.
Çünkü çok hesap yapıyoruz.
Çok planlıyız.
Saatlere değil, dakikalara bağlıyız.
Maillere 5 dakikada yanıt gelmezse takipsizlikle suçluyoruz birbirimizi, mesaj atıyoruz anında yanıt gelmeyince, karşımızdakinin bizi önemsemediğini düşünüyoruz.
Kuruyoruz da kuruyoruz.

Cep telefonumuz yokken nasıl buluşuyorduk?
"Gelince mesaj at" diyemiyorken neden geç kalmıyorduk?
Mail değil de mektuplar varken nasıldı hayat?
Bayram tebriği mesajla değil de yüz yüze yapılırken daha mı iyiydi?
Daha mı içtendik?

Eminim hepimiz, şu an aramak istemediklerimize mesaj atmayı seviyoruz.
Kaçış yolu oluyor çünkü. Yalnızlaşılan hayatlara açılan ilk kapı oluyor mesaj, ilk ve en kolay kaçış.
Bu korkunç durumun iyisini kötüsünü, ayıramaz olduk en acı tarafı da bu!

Benim gibileri iyi biliyorum artık, yüzyüze olmayı pek severiz.
Evler dolup taşsın, arkadaşlar gelsin, aile her daim yanımızda olsun.
Yalnızlık koyar bize.
O yüzden de hep hesap yaparız. Hesap tutmayınca da vay halimize!

Sabah sabah nereden çıktı bu teknoloji düşmanlığı demeyin sakın,
Odamı toplarken bulduğum hatıra defterim getirdi aklıma tüm bunları.
Kokulu sayfalarında yer ayırdığım için bana teşekkür eden ilkokul arkadaşlarımın mesajları yazdırdı bana bu satırları.

Geçmişte özlediğimiz bazı ritüelleri yaşatmak gerek.
Minik notlar, anlık hoşluklar bağlıyor bizi hayata.
Hatıra defteri artık kokmaz olmuş mesela.
Çok mu geride kalmış o günler?
Yaşatırsanız kalmaz.
Kenetlendiyseniz hiç bozulmaz!

Etrafınızda evdeki hesabı her daim her yerde uyduracak dostlar olsun.
Olmuyorsa az hesap yapın, belki de hayat en güzel tesadüfleri çıkarır önünüze?
Kim bilir...

Mutlu pazarlar!

Önerim; Kadıköy Arkaoda'da bugün Pit Bazar var. İkinci el kıyafet, oyuncak ve kitapların arasından bir hatıra defteri bulmak isteyenlere duyurulur.
Arkaoda: Cafer Ağa mahallesi Kadife sokak 18/1 0216 418 02 77

13 Mayıs 2012 Pazar

Bizden anne olur mu?

En çok konuştuğumuz konu bu, kızlarla aramızda. Bizden anne olur mu? Anne ne demek bizim için? Ne anlam ifade ediyor? Ne yapıyor annemiz bizim için, ne yapmıyor? Düşündünüz mü hiç? Gereğinden fazla fedakar oluyor anneler. Sen ona kazık attıkça, o devam ediyor sana iyi yüz göstermeye. Hiç bıkmıyor, usanmıyor. Çünkü karşılık beklemiyor! Gereğinden fazla düşünceli oluyor anneler. Gece çok geç gelirim dediğinde, pencerede daha gelmene saatler olmasına rağmen beklemeye koyuluyor. Seni yarın ararım dediğinde ise; saatleri değil dakikaları sayıyor. Gereğinden fazla besliyor mesela. Doydum diyorsun, inanmayıveriyor. "Bak fasulye de taze, hadi bir kaşık da ondan" deyip mutlu oluyor. Güzel yalan söylüyor. Çok şişmanladığında vücudun su topladı deyip geçiştiriyor. Çirkinleştim dediğinde, sen dünyalar güzelisin diyor. Çok iyi sır tutuyor. Canının ne kadar çok acıdığını sen ona anlatmadan, gelip sımsıkı sarılıyor. Çok iyi gözlemliyor mesela. "Anne" der demez, haberin iyi mi kötü mü olduğunu anlıyor. Güven oyunundaki gibi, biliyorsun ki her daim arkanda. O yüzden de bazen o nasılda var deyip ihmal ediyorsun onu. Sonra için nasıl acıyor, bir sen biliyorsun. Onu herşeyden ve herkesten çok seviyorsun ve hiç vazgeçmeyeceğini çok iyi biliyorsun. Ayağının koktuğunu, horladığını, sümüklü burnunu, saçma sivilcelerini, ağrılarını, sancılarını, ilk aşkını, ilk heyecanlarını hep o biliyor. Onunla aranda tarifi mümkün olmayan bir bağ var işte. Tüm bunlar bugün sizi bilmem ama bana şunu dedirtiyor: benim annem beni ben yapan ilk aşkım.
Babaannem sert ama mert yanımdı mesela... Anneannem sağ duyulu yanımdır hala... Teyzem samimi tarafım, halam duygusal yanım, canoşlarım da eğlenceli tarafım. Onlar olmadan ben olmayacağımı bilmek gurur verici. Tüm annelerimin anneler günü kutlu olsun!

10 Mayıs 2012 Perşembe

Sevgili Tiroid!

O kadar oldu mu cidden? Tam 1 sene! Gel de bana sor sen o geçen bir yılda neler yaşadığımı? Pek çok Karadenizlinin belası tiroid. 16 yaşından bu yana kontrol ettirdiğim Haşmet Pamuk'un ellerine teslim ettiğim tiroid, geçen sene bugün bana oyun oynadı. Beni ameliyat masasına yatırdı. 9 Mayıs'taki heyecanımı, Mayıs'a varana kadar ameliyat teşhisi konulduktan sonra gözlerim yaşlı geçen 3 ayı hatırladıkça hissettiklerimi yazmam cidden çok zorlaşıyor. Ayşe Arman'a özenmedim ama; tiroid pek çok kadının kabusu. Haşmet abim durup dururken, yıllardır kontrol ettiğimiz tiroid bezime, biopsi yapılmasını istedi: sene 2009. 1 sene boyunca avuttum, geçiştirdim. Doktorlar saçmaladı! dedim durdum. Her geçen gün kalp atışlarım hızlandı, kollarım uyuşmaya başladı, susuzluk da cabası... Ve sonunda biopsi sonucunun ne çıkacağını duymaya can atarcasına attım kendimi Medica'nın koltuğuna. Operasyondan 2 gün sonra Haşmet abim'den mesaj: Mete Düren'e gidiyoruz! O da kim? Alman Liseli. Beşiktaşlı. Yakışıklı ve oldukça karizmatik. "Yarın ol kurtul, yılbaşına kafan rahat gir" dedi. Muayenehanesine girer girmez. Ameliyat olmamanın ne yolu var diye annem bir yandan, babam diğer koldan, Haşmet abim de nerede duracağını afallamış vaziyette sardık Mete Bey'i dört bir yandan. Sonuç değişmedi. 10 Mayıs 2011. Bana ne mi öğretti? Mete Düren ve Haşmet Pamuk gibi iyi doktorların değerini bilmeyi, Dostlarımın ve sevdiklerimizin önemini, Tamamı alınan tiroide elveda demeyi, Her sabah yataktan kalkmadan hayatımın son nefesine kadar ilaç alacağımı unutmamayı, Kıymet bilmeyi ve ertelememeyi... İş, trafik, yoğunluk, can sıkıntısı dert değilmiş diyorum size. kalp kırmak tamir edilebilirmiş. Özveriymiş önemli olan, karşınızdakinin gözünün içine bakabilmeyi bilmekmiş. Kıymetinizi bildirmek ve bir o kadar da değer vermekmiş. Sevmekmiş önemli olan. Korkmamak, korkmadan sevmek. Doğru insanlarla içinizden geleni yaşamakmış. Aileymiş hayat. Hayatımın hiç bir zaman hatırlamayacağım 1,5 saatlik ameliyat süresi bana hayatın ta kendisini öğretti. 4 ay boyunca gözümden eksik etmediğim yaşlarla yazıyorum bu gece bu yazıyı. Sevgili Tiroid! Hayat sensiz daha renkli benim için artık! Bugün annemin tatlı sürprizi ile karşıladım bu komik yıldönümünü. Sağlığınıza ve keyfinize çok iyi bakın derim ben. Kimse veya hiç bir şey sizi üzmesin. Hayat karamsarlıkla geçmiyor(muş) anladım. Detayda boğulmadan, ilerleyin. Güzelliklerini yansıtın kendinize hayatın. Eğer minik nodülleriniz varsa umursamamazlık yapmayın. Eğer aklınıza taktıklarınız nodülden de ufaksa, unutun gitsin! Sevdiklerinizle bugünün tadını çıkarın. Nice güzel ve sağlıklı 10 Mayıs'lara sevgili tiroid! Bu gece için teşekkürler canım ailem!

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Ertelemeyin...

Çok ama çok geç kalınmış cümleler bunlar... Defalarca yazılmış, silinmiş, yırtılmış kağıtlardan bana kaldılar. Acı ne demek, canının yandığını hissetmek nasıl oluyor? Hatıralarına hükmedememek neden bu kadar koyuyor, söyler misin ? Arkadaşını, sevgilini özlemek gibi değil bu aslında, özlemiyorum seni, çok arıyorum. Bazen neden gitti diyorum, bazen yanlış düşündüğümü fark edip isyan ettiğim için utanıyorum. 2 yıl oldu bugün sen gideli. Toplandık yine dua ettik, andık seni çok. Seyyare'nin yeğeni, Salih'in can dostu, canım ablam, komik anneannem, çok özlediğim babaannem derken gün geçti bile... Bak akşam oldu, üstüne üstlük bugün de hıdrellez. Nerdesin, ne yaparsın bilmiyoruz ama bize çok şey öğrettin. Gün içerisinde ne kadar çok anıyoruz seni görüyorsun değil mi? Bazen dedikodunu da yapıyoruz, kandırmayayım seni. Bize öğrettiklerin bana kalsın, ama söylemek istediğim ne var biliyor musun? Seninle ertelememişiz pek çok şeyi. Ne kadar da iyi etmişiz değil mi? İyi ki üstümüze kolunu atıp uyuduktan sonra gülüşmüşüz, iyi ki yaz geldikçe doyasıya gezmişiz Yalova'da, iyi ki pazar günleri gelenekselden de geleneksel buluşmalarımızı yapmışız, iyi ki öpmüşsün bizi bazen sinir olsak da ıslak ıslak. Görgünü, bilgini, üslubunu aldık biz senin. Ve inan bana, seni hiç utandırmayacağız. Sen hep çok rahat uyu. Sen hep huzurlu ol, en iyi yer neresiyse orada ol. Canım babaannem mekanın cennet olsun. Feryal seni ÇOK seviyor.