5 Mayıs 2012 Cumartesi

Ertelemeyin...

Çok ama çok geç kalınmış cümleler bunlar... Defalarca yazılmış, silinmiş, yırtılmış kağıtlardan bana kaldılar. Acı ne demek, canının yandığını hissetmek nasıl oluyor? Hatıralarına hükmedememek neden bu kadar koyuyor, söyler misin ? Arkadaşını, sevgilini özlemek gibi değil bu aslında, özlemiyorum seni, çok arıyorum. Bazen neden gitti diyorum, bazen yanlış düşündüğümü fark edip isyan ettiğim için utanıyorum. 2 yıl oldu bugün sen gideli. Toplandık yine dua ettik, andık seni çok. Seyyare'nin yeğeni, Salih'in can dostu, canım ablam, komik anneannem, çok özlediğim babaannem derken gün geçti bile... Bak akşam oldu, üstüne üstlük bugün de hıdrellez. Nerdesin, ne yaparsın bilmiyoruz ama bize çok şey öğrettin. Gün içerisinde ne kadar çok anıyoruz seni görüyorsun değil mi? Bazen dedikodunu da yapıyoruz, kandırmayayım seni. Bize öğrettiklerin bana kalsın, ama söylemek istediğim ne var biliyor musun? Seninle ertelememişiz pek çok şeyi. Ne kadar da iyi etmişiz değil mi? İyi ki üstümüze kolunu atıp uyuduktan sonra gülüşmüşüz, iyi ki yaz geldikçe doyasıya gezmişiz Yalova'da, iyi ki pazar günleri gelenekselden de geleneksel buluşmalarımızı yapmışız, iyi ki öpmüşsün bizi bazen sinir olsak da ıslak ıslak. Görgünü, bilgini, üslubunu aldık biz senin. Ve inan bana, seni hiç utandırmayacağız. Sen hep çok rahat uyu. Sen hep huzurlu ol, en iyi yer neresiyse orada ol. Canım babaannem mekanın cennet olsun. Feryal seni ÇOK seviyor.