2 Şubat 2014 Pazar

bir ben var benden içeri..

Çok yalnızız sanırım.
Farklılık peşindeyiz hepimiz.
Neyse moda, neyse trend hepimiz oradayız.
Sıradanlıkla farklılık arasındaki farkı işte tam da bu nedenle anlayamaz oldum.

Sosyal medya vazgeçilmezimiz oluverdi.
"Koymak" günlük hayatımızın olmazsa olmazı.
Facebook'a koy, instagram'a koy, twitter'a yaz.
Paylaş! Paylaş!
Paylaş ki seni de fikirsiz, apolitik, ezik sanmasınlar.
Paylaş ki var ol.. Gerçekten de böyle mi? Veya şöyle soralım soruyu: paylaştıkça var olan gerçekten sen misin?
Başkalarının fikirlerini yineleyip kendi sayfanda paylaştıkça, bir ünlüye cevap yazdıkça yüceliyor musun?
Veya takipçi sayın, beğenilen fotoğrafın, fikrin senin gözünde daha da mı değerleniyor?
Önüne koyduğun onlarca filtre mertliği bozmuyor mu?
"#nofilter" çok iyi fotoğrafçıyım mı demek oluyor?

Her akşam içilen kadeh kadeh şaraplar, yanına iki kuru yemiş kabı da ekleyince zengin havası mı veriyor?
Annenin zeytinyağlı fasulyesi "like" almıyor da, taksimdeki organik ev yemekleri yapan teyzenin böreği neden rekor kırıyor?

Bence sebebi çok ama çok acı bir cevapta gizli. Üstelik hepimiz için geçerli.
Zengin olmak, şarap içerek olmuyor. Hafta sonu Taksim'e uğramadıysan, yazın Bodrum'a gidemiyorsan demode olmuyorsun.
Yalnızlık, o alınan "like" sayılarıyla zinciri kırmana müsaade etmiyor. Sen yine o oturduğun koltukta kalıyorsun yapayalnız, elinde tuşu bile olmayan bir ekrana bakarak.

Bir gün için, deneyin derim. Telefonu evde bırakın bir kaç saatliğine.
Gidin gezin bol bol.
Kadıköy'e çıkın mesela. Moda'ya. Güzel bir kahve için sahilde.
Veya Beşiktaş'tan martılara simit atın.
Sonra çarşıdan balık alın.
Üşenirseniz güzel bir balıkçıda alın soluğu, mezelerin tadına bakın.
İki elinizin boş olmasını kutlamak için, bir tiyatroya gidin bol bol alkışlayın eseri, sahnedeki emeği.
Sonra yine dönüp dolaşıp gelin eve, telefona bakın, bir şey değişti mi?
Bence evet.. Son bir kaç saatte siz siz oldunuz.
Onay almadan, el alemle paylaşmadan gönlünüzce vakit geçirdiniz.
Arada bir denemekte fayda var, bence gönlünüz bunu çok "like" edecek :)
benden söylemesi.

mutlu haftalar !



21 Ocak 2014 Salı

bir rüyadan arta kalmanın sonu budur...

Ödev belli. 
Henüz tanıştığın kamerayı al, çık sokağa. Belgesel niteliği de taşıyan ama haber değeri de olan bir konu bul.
Enine boyuna işle. 
Kısa film mi dersin, kısa belgesel mi.. Derinlere gömülmüş bir hikaye mi, bilinmez.

Narmanlı Han satılıyor haberi çarptı gözümüze. 
Dördümüz de severiz İstiklal'i, Beyoğlu'nu. Yitirilmeye yüz tutmuş gizemi olduğu kadar hikayesi olan yerleri...
Neresi mi? Hani şu Rus konsolosluğunun karşısı, yoktu o zaman ama şimdiki Şişhane metrosu. Metrodan çık, varsa yüreğin kaldır kafanı, al sana Narmanlı. Veya şöyle anlatayım, girişinde loto totocu olan "köhne" bina. 

Aliye Berger...
Ahmet Hamdi Tanpınar 
Bedri Rahmi Eyüboğlu İstanbul'a gelir gelmez Narmanlı yurdunu kalmak için belirleyenlerden yalnızca bugün en tanınanları.. 
Aliye Berger'in gece geç saatlerde eve geldiğinde içeri girmek için kullandığı merdiven yıllara rağmen hala camın kenarında bekliyor. 
Bedri Rahmi'nin odasını resmettiği tablodaki hüzün artık Narmanlı'nın üzerine çöküyor. 
Ahmet Hamdi'nin "Huzur'da" anlattığı Narmanlı onun da dediği gibi özünü yitirdi, gidiyor...

Hadi onlar bizleri terk etti... 
Peki ya bugünkü sakinleri? Bizimle röportaj yapmadan evvel bize saygısından yepyeni kot pantolonunu etiketiyle gidip giyen Ahmet abi.. Beyoğlu noteri... Yüzlerce kedisi...
Tek söyledikleri; "Burası cıvıl cıvıl çok güzel bir yerdi..." Şimdi, içeriye adım atmak için yürek istiyor. 



İçine girebilmek için ne taklalar atmıştık oysa ki.. O bakla sofa nohut oda bölmeler, iki kişi aynı anda yürüsen çökecekmiş hissi veren koridorlar. 
Yıllardır yılmadan küçüle küçüle tek odaya hapsolmuş terzi Agop. 
Sevmesem de Lotocu bile artık yok olacak. 

Narmanlı Han yıllardır hiç kılımızı kıpırdatmadığımız için onu hiç önemsemediğimiz için satıldı. 
Rivayete göre, o her gün hasretinden kahrolduğumuz bir alışveriş merkezi yapılacak. 
Ne kadar da isabetli bir karar! Koskoca İstiklal caddesine sadece bir alışveriş merkezi yeter mi?
Biz geçmişe özlem duyacağımıza, yüz adımda bir hamburger yemezsek halimiz ne olur?

İyi ki tavanından, koridoruna, kedilerinden, tozlu eşyalarına kadar her anını aldık arşivimize, kazıdık zihinlerimize. İyi ki duyarlı yetiştik gelecekten çok geçmişe. 

Şöyle demişti Tanpınar...

"Ya işte böyleyiz, bir rüyadan arta kalmanın sonu budur...." Kedileriyle, bir avuç görevlisiyle Narmanlı Han, o canım bina...artık kaderini bekliyor.