26 Ocak 2013 Cumartesi

Geçmişe duyulan özlem

Çok yazıldı belki bu hafta...
Herkes bu tip acı olaylarda kendine dönüverir.
Kendi anılarından söz eder, bütüncül bakış açısı maalesef yok oluyor bu tip zamanlarda.
Yangından söz ediyorum.
Ortaköy'ü dumana boğan, içimizi acıtan yangından.
Üniversitemizde çıkan yangından
Galatasaray Üniversitesi'nin fakülte binasından. Süslü Salon'dan. 

Bu yazıyı, Ragıp Hocamın bir telefon bağlantısında hissetiklerini dinlerken yazmaya karar verdim. 
Hayallerimiz değil, anılarımız yandı dedi. 
Bireysel anılardan söz etmiyordu aslına bakılırsa, insan hayatının belli bir evresinin geçtiği mekanın yok oluşundan bahsediyordu. 
Ne denli önemli isimlerin odaları var o binada...
Ne denli değerli öğrenciler- ki bazıları bugün aramızda bile değil- geldi geçti o koridorlardan.
Her sene aynı tarihlerde aynı cüppeleri giyen onca genç, nasıl oluyordu da aynı hislere kapılıyordu?

Bina değildi işte aslında yanan; heyecanlarımız yandı. Tezi verip vermediğimizin yarattığı heyecanı o cayır cayır yanan upuzuun ama incecik koridorda yaşadık. 
Korkularımız yandı; ya bir gün gelir de okul bittiğinde iş bulamazsam stresi ile saatlerce danıştık durduk hocalarımıza tam da o geniş avlunun ortasında sohbet ettik. 
Aşklarımız yandı; o ne tatlı çocuk, biliyor musun onun sevgilisi varmış ile başlayan bakışmaları o apaydınlık, yangında aniden çöken çatının izdüşümünde yaptık.
Kaçamaklarımız yandı; festivallerde bina kapısı kapalı iken, gerçek bir gsü öğrencisi iseniz; arkadan girişin açık olduğunu bilirdiniz ve sızardınız binaya... İşte o bina yandı. 

Tabii bir de "özlem" yaktı içimizi. Çünkü biz mezun olduktan sonra 2 tane kitap karıştırmak, sahilde güneşe ve boğaza karşı bir çay yudumlamak için giremedik elimizi kolumuzu sallayarak okula. Hep bir sebebi olması gerekiyordu. 

Galatasaray; bizim için fotokopi odasından ibaret değildi.
Sınava girmek için git, sınav bitiminde koşarak kaç değildi. 
Biz orada "yaşadık".
Biz orada onlarca dost bulduk kendimize. Can yoldaşı olduk. 
Radyo Kampüsü kurduk, yaşattık... 
O binada değil dakikalarca, saatlerce bekledik. 
Ya bir hocayı, ya bir notun cayır cayır yanan o kapılara asılmasını.

Yeniden yapılması hiç önemli değil binanın. 
Yeniden yaşanmayacak o anıların kül olması bizim mahvetti. 
İşte bu denli canımız yandığı içindir ki; unutmayacağız.


22 Ocak 2013 tarihinde Üniversitemizde çıkan yangın sonucunda tarihi binamız ağır hasar görmüştür. Meydana gelen elim olay karşısında üzüntümüz tarifsizdir. Binamızın eski haline getirilmesi için çalışmalar elbirliğiyle aralıksız sürdürülmektedir. Bu süreçte Üniversitemizden desteğini esirgemeyen Kurum ve Kuruluşlar ile öğrencilerimiz, mezunlarımız ve Galatasaray Camiasına şükranlarımızı sunarız.
Galatasaray Üniversitesi Rektörlüğü


Üzüntümüz tarifsiz.
Anılarımız sonsuz. 
GSÜ her daim "can"ımız olacak. 
Rektörlüğe veya rektöre değil de; gerçek GSÜ'lülere, gerçek hocalarımıza sonsuz teşekkürler... 
Hepimizin aynı duyguları yaşaması, aynı hisleri paylaşması çok anlamlı. 


19 Ocak 2013 Cumartesi

Tanımıyorum ama biliyorum

Hayır tanımıyorum. 
Karşılıklı oturup bir kahve içmedim.
En son hangi kitabı okuduğunu bilmiyorum.
Lisede en yakın arkadaşları kimdi, haberim yok.
Ben onun adını biliyorum, o ise benim varlığımdan bihaber.
2 gün önce vefat etti,bugün toprağa veriliyor.

Ama biliyorum. 
Diyarbakır uçağı düştüğünde ilk onun sesinden haberi alıp ağlamıştım.
Bilge Köyü katlimanını gözlerim dolu izlerken, onun da bu acıya kim dayanabilir demesini hiç unutmadım.
Cumhuriyet Bayramı'nda Bağdat Caddesi yayınında coşkusu görülmeye değerdi.
Süleyman Demirel ile 32.günü, Üniversitelere ziyaretlerini hep takip ettim.
The Özal'ı okurken ne çok bilmediğim şey varmış demiştim.
1 ay içerisinde 2 baskı yapan 32. Gün'ü hiç anlatmayayım.
Peki ya canlı yayında Sarkozy'e seslenişi? Hiç unutamadım. Cesaretini kutladım.
"Monsieur le Président, il se peut que cette loi vous apporte plus de vote arménienne. Mais attention, avec cette loi, vous allez perdre des milliers des électeurs et aussi d'un pays d'une population de 75 millions. Dommage,n'est-ce pas? Malheuresement, l'histoire française ne va jamais vous mettre a cote de Charles de Gaulle ni de Mitterand."

Ve yaşadım. 
Sadece bir buçuk sene bir haber merkezinde haber dairesi başkanından, muhabire, editöre, kameramana kadar yıllarını habere adamış onlarca abi ve abla ile beraber çalıştım.

Çırağan sarayındaki heybetli bir yemek haberi sırasında gelen patlama haberine topuklu ayakkabısını çıkartıp botunu giyerken elinde mikrofon ile koşan 2 çocuklu annelerin heyecanını gözlerimle gördüm.
Dünyayı, sevdiklerini bir kenara bırakıp, alevleri daha net nasıl çekerim kaygısı ile toz bulutuna inat dimdik ilerleyen dünyanın en iyi babası ile saatlerce birlikte çalıştım, ondan çok şey öğrendim.

Van depreminde Azra bebeğin kurtuluşunu canlı yayında anlatan ablamın, 5-6 aylık yeni anne olduğunu kim biliyordu?

Doğumgünü için parti düzenleyecekken, uçak düşünce 2 gün havaalanında kalan, hastalıktan kırılırken uçağa konup habere koşan ne abilerim, ne ablalarım oldu.

Yenilen fırçalara, onca koşuşturmaya rağmen hiç takdir edilmeden sabah yine yollara düşerler onlar.

Ellerinde mikrofon. Sırtlarında 15 kilo kamera.
Işık, kablolar...
Ne cumartesiler vardır onların, ne pazarları.
Ne bayramları ne de 1 Mayıslar'ı.

Amerikan Hastanesi önünde tüm gün bekleyişte yayına bağlananları izlerken yine gözlerim doldu.
Sadece büyük bir habercinin sonunu izlemek değildi beni üzen aslında, beni duygulandıran şey habere verilmeyen, haberciye hiç verilemeyen kıymetti.

O yüzden bugün "Tanımadığım" Mehmet Ali Birand gibi bir hocanın bu denli büyük yürekli olduğunu "Bildiğim" onlarca öğrencisi tarafından gururla uğurlanması "Yaşadığım, ucundan bir parça da olsa tattığım" o renkli haber dünyasının ne denli vefalı olduğunu da gözler önüne seriyor. Tabii anlayanlara.

Oradaki tüm gerçek haberciler sadece son günlerinde değil, her an saygıyla önlerinde eğilmeyi hak ediyor.

Mekanın cennet olsun Mehmet Ali Birand.

6 Ocak 2013 Pazar

Bunu Görmelisin!

Yeni sene için planlar yapmıştık
Demiştik ki bu sene sevdiklerimize ve sevdiğimiz konulara daha fazla vakit ayıralım. 
Ben de mutlu olmak için mini bir ajanda oluşturdum...

İşte Ocak'ta keyfi ödevlerim...

Süper bir internet sitesi artık takibimde: gormelisin.com

Gidip de göremeyeceğin Maximiles reklamının dediği gibi kokusunu 
almadan tadabileceğin her keyif bu sitede var. 
Üstelik twitter'da da her gün bir kaç görseli öne çıkartıyorlar. 

Bugün için de kar beklerken bu fotoğrafı seçtim size!
İskoçya- Loch Leven 





Haftaya hafta sonu için de planım belli.. 
Yolum Istanbul Modern'e düşecek. 

Bakış - Portre Fotoğrafının Değişen Yüzü sergisi, Bank of America koleksiyonundan seçilmiş 54 fotoğrafçının çalışmaları aracılığıyla portre fotoğrafının 160 yıllık geçmişine ışık tutuyor. 
Sergi yalnızca portre türünün değil, fotoğrafın ortaya çıkışından günümüze uzanan
dönemdeki toplumsal ve sanatsal dönüşümün de izini sürüyor.

Sanatçılar arasında; Henry Clay Anderson ve Man Ray de var. 

Bilal Karaman'ı canlı dinlediniz mi? 

Marcus Miller ile caz festivalindeki performansını izleyenler anlata anlata bitiremiyor. 
25 Ocak günü yeni çıkaracağı albümü ile IKSV SALON'da olacakmış.
Ben biletimi çoktan aldım. 

Kim bu çocuk derseniz internet sitesinde her gün yenilenen parçaları bir dinlemekte fayda var.

Veee Tapasuma

Çengelköy Sumahan Otel'in yanında açılan Tapasuma'yı yeni duydum. 
Açık büfesi ve lezzetlerini inceleyince tatmamak imkansız. 
Şık ve unutulmaz bir akşam yemeği ve keyifli bir toplantı için birebir, ne dersiniz? 

Ocak ayı için planlarım hazır. Sıra bir bir sağlıkla hayata geçirmekte.
Hepimiz için çok mutlu, keyifli bir sene diliyorum.