Büyük babamın daktilosu sırtımda çantada.. yolum karda kışta Hor Hor çarşısına düşüverdi.
Bilmeyenler için Hor hor, son dönemde ortaya çıkan saçma sapan kebapçının adı değil aslında.Hor Hor Türkiye'nin en eski antikacılar çarşısı. ‘Horhor’ sözcüğü ise suyun "hor hor" yani "gürül gürül" akmasından geliyor.
Uzun zamandır çarşı esnafının yüzü gülmez olmuş. Satışlar istedikleri kadar parlak değil. Her zamanki gibi gözüm yaşanmışlıklara takılıveriyor. Ne satılmış ne alınmış çok da umrumda değil bakarsanız.
Ben de o yaşanmışlıklarla dolu antikalar arasında büyüdüm. Limoges, Delft Blue derken, "pek kimsenin bilmediğini sen bil, bilgi kutsaldır " diyenler göçüp gitti aramızdan. Geriye kalanlar ise, Hor hor'da. 200 dükkanda saklı.
Geriye kalanlar, büyük annelerimizin mirası.
Geçmişin izleri her ne derseniz deyin bambaşka, eşyalara neden antika denildiğini yaklaşınca anlıyorsunuz.
Kahve fincanları IKEA takozu gibi değil, incecik...
Koltuklar varak. Masalar gürgen. İşlemeler, oymalar, kakmalar, emekle yoğurulmuş.
Yolunuz bir gün evinizin her şeyini alabileceğiniz fikrine asla kapılmadan Hor hor'a düşerse, yaşanmışlıkların gözünden bakın bir kez pasaja.
O büyülü hayatları hayal edin.
Şıklığın simgesi olan yemek masalarını.
Varaklı koltukları.
Kadife elbiseleri, tayyörleri.
Chanel no:5 kokan hanımları, gümüş kaplama bastonları.
Likör şişelerini.
Zarflı kahve fincanlarını.
Bugünü düşünmeden hayal edin tüm bunları. Çünkü bugün ince işçilik yok oluverdi, yok olmayan da ateş pahası.Çünkü bugün kaliteliden, yaşanmışlıktan anlayanların yalnızca milyon dolarları olduğu var sayılıyor, bence.
Zevk ve kültür gelenektir derler.
Kültür, her şey unutulduğunda geriye kalan tek gerçektir.
Daktilo artık emin ellerde, temizleniyor.
Yaşanmışlıklar benliğimde her daim duruyor.
Hor Hor ise, geçmişten beslenen biz karamsarları bekliyor.
28 Ocak 2012 Cumartesi
14 Ocak 2012 Cumartesi
Ne mutlu...
Dolu dolu yaşamak ile kastettiğim tam da buydu aslında!
Arkanızda yürekten helallik verecek onlarca değil yüzlerce insan bırakabilmek,yaşadığımız hayatın en haz verici yanı olsa gerek.
Hiç tanımadım kara kaşlı, güzel saçlı Aslı'yı.
Bu sıfatlar yalnızca hikayesini dinlediğimde,yüzünü ekranda gördüğümde aklıma yansıyanlardan yalnızca ilk birkaçı...
Henüz 18 yaşında pırıl pırıl aklı başında bir yürek Aslı...
Zamanını boşa harcamadan, tutku ile bağlandığı bir sporu hele bir de ülkesini temsil etmeye başlayınca daha da ciddiye alıp, var gücü ile mırın kırın etmeden yollara düşmüş gencecik bir kız.
Günümüz gençlerinin "bu hafta sonu bilmem nerede parti var, gidemem Erzurum'a, bırakırım ben bu takımı!"nidalarını andıran bıkkın, sıkkın ifadelerini hiç benimsememiş çalışkan bir yürek besbelli...
Her zaman olduğu gibi, yurdum şartları, yürekten bağlanılan hiç bir şeye duymadığı saygıyı O'na da duyamadı.
Beceremedi yurdum mantığı, bugüne kadar iyileri desteklemeyi, arkasında olamadı adını sanını duyurmadan Türk bayrağını göklere çektiren gençleri.
Medyatik olmadığı için, popüler kültürden beslenmediği için, ihmalden kaynaklanan bu en acı öyküyü, üç beş vefat telgrafı ile geçiştirdi gitti.
18 yaşında pırıl pırıl, sayfalarca başarıya imza atacak bir yürek "daha"
sonsuz bir yolculuğa çıktı.
Helal olsun!
Ne mutlu Aslı'ya ki, tıpkı bizim Berçin Yıldırım'ımızın adını Notre Dame de Sion'un Grande Salle'ine büyük uğraşlar sonrası verdirdiğimiz gibi O'nu sahiplenecek yüzlerce Joseph'li sıradaşı, ağabeyi ve ablası var.
Ne mutlu Aslı'ya ki, pırlanta gibi, daha minnacık hali ile ölümü saygı ile karşıladığı televizyona bile yansıyan pırlanta gibi bir kız kardeşi var.
Ne mutlu Aslı'ya ki, yurdum manzarasının sahip çıkamadığı sporcusunu metanet ile karşılayan dünyanın en düzgün anne ve babası var.
Ne mutlu Aslı'ya ki, sıfır derecede tüm cami avlusunu yürekten dolduran yüzlerce can yoldaşı var, takım arkadaşı var, ve belki de en önemlisi dedeciği var.
Tıpkı Berçin'in bizim için hep var olduğu gibi, Aslı da ne mutlu ki hayata tutku ile bağlananlardandı. İşte bu yüzden Aslı da artık hep VAR!
Biz de ders alalım... Boş geçen günleri, tutku ile bağlandığımız, bizi biz yapan değerlerle birleştirelim. Birleştirelim ki; biz görüyor muyuz görmüyor muyuz bilinmez ama sevenlerimizle yürekten helalleşebilelim!
Mekanın cennet olsun Aslı Nemutlu
Arkanızda yürekten helallik verecek onlarca değil yüzlerce insan bırakabilmek,yaşadığımız hayatın en haz verici yanı olsa gerek.
Hiç tanımadım kara kaşlı, güzel saçlı Aslı'yı.
Bu sıfatlar yalnızca hikayesini dinlediğimde,yüzünü ekranda gördüğümde aklıma yansıyanlardan yalnızca ilk birkaçı...
Henüz 18 yaşında pırıl pırıl aklı başında bir yürek Aslı...
Zamanını boşa harcamadan, tutku ile bağlandığı bir sporu hele bir de ülkesini temsil etmeye başlayınca daha da ciddiye alıp, var gücü ile mırın kırın etmeden yollara düşmüş gencecik bir kız.
Günümüz gençlerinin "bu hafta sonu bilmem nerede parti var, gidemem Erzurum'a, bırakırım ben bu takımı!"nidalarını andıran bıkkın, sıkkın ifadelerini hiç benimsememiş çalışkan bir yürek besbelli...
Her zaman olduğu gibi, yurdum şartları, yürekten bağlanılan hiç bir şeye duymadığı saygıyı O'na da duyamadı.
Beceremedi yurdum mantığı, bugüne kadar iyileri desteklemeyi, arkasında olamadı adını sanını duyurmadan Türk bayrağını göklere çektiren gençleri.
Medyatik olmadığı için, popüler kültürden beslenmediği için, ihmalden kaynaklanan bu en acı öyküyü, üç beş vefat telgrafı ile geçiştirdi gitti.
18 yaşında pırıl pırıl, sayfalarca başarıya imza atacak bir yürek "daha"
sonsuz bir yolculuğa çıktı.
Helal olsun!
Ne mutlu Aslı'ya ki, tıpkı bizim Berçin Yıldırım'ımızın adını Notre Dame de Sion'un Grande Salle'ine büyük uğraşlar sonrası verdirdiğimiz gibi O'nu sahiplenecek yüzlerce Joseph'li sıradaşı, ağabeyi ve ablası var.
Ne mutlu Aslı'ya ki, pırlanta gibi, daha minnacık hali ile ölümü saygı ile karşıladığı televizyona bile yansıyan pırlanta gibi bir kız kardeşi var.
Ne mutlu Aslı'ya ki, yurdum manzarasının sahip çıkamadığı sporcusunu metanet ile karşılayan dünyanın en düzgün anne ve babası var.
Ne mutlu Aslı'ya ki, sıfır derecede tüm cami avlusunu yürekten dolduran yüzlerce can yoldaşı var, takım arkadaşı var, ve belki de en önemlisi dedeciği var.
Tıpkı Berçin'in bizim için hep var olduğu gibi, Aslı da ne mutlu ki hayata tutku ile bağlananlardandı. İşte bu yüzden Aslı da artık hep VAR!
Biz de ders alalım... Boş geçen günleri, tutku ile bağlandığımız, bizi biz yapan değerlerle birleştirelim. Birleştirelim ki; biz görüyor muyuz görmüyor muyuz bilinmez ama sevenlerimizle yürekten helalleşebilelim!
Mekanın cennet olsun Aslı Nemutlu
6 Ocak 2012 Cuma
İyi uykular....
"güzel köyüm ne zaman uyanırsın
bu duruma ne kadar dayanırsın
sanma ki uyurken kazanırsın
hadi köyüm ne zaman uyanırsın?"
Bu sabah 8'de radyo haberlerinin hemen ardından, Candan Erçetin avazı çıktığı kadar söylerken dinliyorum şarkıyı...Bu sabah ilk defa tüylerimi ürpertti şarkı... E benim köyüme eeee...Pışş pışş..
Tüylerim ürperdi ve gerçek karamsarlık işte o anda bastı : çünkü dayanamadım. Ben ve benim gibiler de ben uyurken dayanamamış.Fikirlerimin gelişmesine katkı sağlayan haberci abilerim de dayanamamış,annem babam da dayanamamış.Çünkü "doğrularımız" eriyip gitmeye başlamış, biz uyurken hem de...
Lisede felsefe hocamız Oya Hanım öğretmişti. "Doğrularımız diye bir şey yoktur. Doğru tektir, birdir." diye.Felsefe hocamız bile doğrunun bir olduğunu bilirken, neden bir kaç doğru olmaya başladı? Nedir bu sivri akıllıların inandığı temel taşı?
O da artık Silivri'de... Biz'im doğrumuza inananlar gibi o da artık evinde, sevdikleri ile değil. Sebebini bilmediğimiz, gerçekliğine inanmadığımız pek çok ifade yüzünden hem de... Herkes uyurken alındı içeriye. Sessizce.. E benim köyüme eeee...
Daha fazla lafa, söze gerek yok belki de.
Sabah mahmurluğunuzu bozmayayım. Tek bir söz Başbuğ'dan, karamsarlığımın giderek büyüdüğü bu günde...
"Her kurumda ihmaller olabilir ama ihmal başka, kasıt başkadır."
(17 Aralık 2009, Başbuğ sert çıktı manşetli haberden)
Hadi iyi uykular...
bu duruma ne kadar dayanırsın
sanma ki uyurken kazanırsın
hadi köyüm ne zaman uyanırsın?"
Bu sabah 8'de radyo haberlerinin hemen ardından, Candan Erçetin avazı çıktığı kadar söylerken dinliyorum şarkıyı...Bu sabah ilk defa tüylerimi ürpertti şarkı... E benim köyüme eeee...Pışş pışş..
Tüylerim ürperdi ve gerçek karamsarlık işte o anda bastı : çünkü dayanamadım. Ben ve benim gibiler de ben uyurken dayanamamış.Fikirlerimin gelişmesine katkı sağlayan haberci abilerim de dayanamamış,annem babam da dayanamamış.Çünkü "doğrularımız" eriyip gitmeye başlamış, biz uyurken hem de...
Lisede felsefe hocamız Oya Hanım öğretmişti. "Doğrularımız diye bir şey yoktur. Doğru tektir, birdir." diye.Felsefe hocamız bile doğrunun bir olduğunu bilirken, neden bir kaç doğru olmaya başladı? Nedir bu sivri akıllıların inandığı temel taşı?
O da artık Silivri'de... Biz'im doğrumuza inananlar gibi o da artık evinde, sevdikleri ile değil. Sebebini bilmediğimiz, gerçekliğine inanmadığımız pek çok ifade yüzünden hem de... Herkes uyurken alındı içeriye. Sessizce.. E benim köyüme eeee...
Daha fazla lafa, söze gerek yok belki de.
Sabah mahmurluğunuzu bozmayayım. Tek bir söz Başbuğ'dan, karamsarlığımın giderek büyüdüğü bu günde...
"Her kurumda ihmaller olabilir ama ihmal başka, kasıt başkadır."
(17 Aralık 2009, Başbuğ sert çıktı manşetli haberden)
Hadi iyi uykular...
3 Ocak 2012 Salı
İnsanlarımız ve hikayelerimiz...
Yeni yılın ilk yazısı sitem kokmamalı...
Yeni yılın ilk yazısı yalnızca yeni umutlar beslemeli, dedi dün akşam fikirlerinden yıllardır beslendiğim bir abim.
Düşündüm çok; gerçekten de öyle. Yeni yılın ilk yazısı sıfatına layık olabilir mi bilmem ama hadi başlayalım...
Çağan Irmak'ın insanlarından bahsetmek istedim bugün. Daha doğrusu yaymaya çalıştığı azınlıkta kaldığımız kültürden.
Siz de bizim meşhur karamsarlar kervanındansanız, sorumluluk duygunuz da bir o kadar gelişmiş demektir.
Edep, adap öğrenmişsiniz, saygılısınız...
İşte en önemli nokta da burada zaten: bu demektir ki sizi tarihin unutulmaz çalkantılarının içinden gelen büyükler büyütmüş.
Geçmişi olan ailelerden geliyorsunuz demektir, gerçek bir hikayesi olan.
Anlamlı... Saygılı.. Sorumlu...
Neden bu kadar önemli diye düşünürseniz, cevabım hazır.
Hikayesi olanlar, dedelerinden, ninelerinden öğrenmiştir saygıyı.
En küçük olayda bile önce etrafındakileri düşünür.
Para pul değildir derdi, hayattan bir şeyler öğrenmektir.
Azıcık aşım, kaygısız başımdır istekleri.
Küçük değildir dünyaları sevgi nedir, saygı nedir, hayat nedir bilirler.
Her Ege'li de Çağan Irmak'ın dediği gibi asil değildir. Hikayesi olmayabilir.
Siz de bir hikayeniz olduğuna inanıyorsanız, "hiç" uğruna ezip geçmeyin "milleti"
"Hiç" uğruna burnunuz havada dolaşmayın, zannetmeyin ki sizsiniz bu dünyada yegane ebedi..
Gerçek duygular yaşayın, gerçek ve doğru bir hayat sürün.
Çocuklarınıza değil torunlarınıza da aktaracaklarınız olsun bu hayatta.
Boş binalardan, sanal ortamlardan beslenmeyin sadece.
En doğruyu kendinizde bilmeyin, araştırıverin zahmet değilse.
Bu yeni sene sizin de insanlarınızı oluşturduğunuz bir sene olsun.
Güzel geçsin ama boş değil "dolu insanlarla", "dolu dolu hikayelerle" beslensin.
Yeni yılın ilk yazısı yalnızca yeni umutlar beslemeli, dedi dün akşam fikirlerinden yıllardır beslendiğim bir abim.
Düşündüm çok; gerçekten de öyle. Yeni yılın ilk yazısı sıfatına layık olabilir mi bilmem ama hadi başlayalım...
Çağan Irmak'ın insanlarından bahsetmek istedim bugün. Daha doğrusu yaymaya çalıştığı azınlıkta kaldığımız kültürden.
Siz de bizim meşhur karamsarlar kervanındansanız, sorumluluk duygunuz da bir o kadar gelişmiş demektir.
Edep, adap öğrenmişsiniz, saygılısınız...
İşte en önemli nokta da burada zaten: bu demektir ki sizi tarihin unutulmaz çalkantılarının içinden gelen büyükler büyütmüş.
Geçmişi olan ailelerden geliyorsunuz demektir, gerçek bir hikayesi olan.
Anlamlı... Saygılı.. Sorumlu...
Neden bu kadar önemli diye düşünürseniz, cevabım hazır.
Hikayesi olanlar, dedelerinden, ninelerinden öğrenmiştir saygıyı.
En küçük olayda bile önce etrafındakileri düşünür.
Para pul değildir derdi, hayattan bir şeyler öğrenmektir.
Azıcık aşım, kaygısız başımdır istekleri.
Küçük değildir dünyaları sevgi nedir, saygı nedir, hayat nedir bilirler.
Her Ege'li de Çağan Irmak'ın dediği gibi asil değildir. Hikayesi olmayabilir.
Siz de bir hikayeniz olduğuna inanıyorsanız, "hiç" uğruna ezip geçmeyin "milleti"
"Hiç" uğruna burnunuz havada dolaşmayın, zannetmeyin ki sizsiniz bu dünyada yegane ebedi..
Gerçek duygular yaşayın, gerçek ve doğru bir hayat sürün.
Çocuklarınıza değil torunlarınıza da aktaracaklarınız olsun bu hayatta.
Boş binalardan, sanal ortamlardan beslenmeyin sadece.
En doğruyu kendinizde bilmeyin, araştırıverin zahmet değilse.
Bu yeni sene sizin de insanlarınızı oluşturduğunuz bir sene olsun.
Güzel geçsin ama boş değil "dolu insanlarla", "dolu dolu hikayelerle" beslensin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
