20 Temmuz 2012 Cuma

Hesabı alabilir miyim?

Bu kadar kolay olması en büyük arzumuz değil mi?
Birisi önümüze iyiyi de döksün, kötüyü de.
Söylesin avazı çıktığı kadar bağırarak.
Sen bunu doğru yaptın ama burada yanıldın desin.
Hesabın da bu kadar! Haydi öde bakalım.

Bu kadar kolay olmadığı gibi, evdeki hesap da hiç bir zaman tutmuyor.
Artılar eksileri boğuyor.
Eksiler artıları çok ağlatıyor.
Tutmuyor olmuyor işte derken artık bulmaya başladım işin kimyasını...

Olay matematik hesabında değil, işin kimyasındaymış.
Kimyanın tuttukları ile paylaşırsan hayatı, daha kolay silebiliyorsun eksileri.
Artılar giderek yükselişe geçiyor, sana sormadan.
Huzur verircesine.

Adım atarken yine de hep çok dikkatli olmak gerekiyor ama mutlu olmak için.
Hayat sevdiklerimizi, can dostlarımızı alıp götürebiliyor.
Bugün Sinan'ın canını hiç olmadığı kadar acıttığı gibi.
Bir kaç yılını değil, bir dakikanı paylaştıklarınla bile bir geçmişin oluşuveriyor çünkü.
Ölüm en acısı.
Ölüm en zoru.
Hesap orada kapanabiliyor, ödemenizi bir saniye dahi beklemeden.
Hani hesap? Hani kitap?
Neye inandık dedirtebiliyor o anda.

İşte en büyük çelişki de bu noktada.
Hesabı ilşkilerde değil, adım atarken yapın.
Hesap mutluluk versin.
Hesap hinliklerle dolu bir hayat demek değil.
Benden duyduğunu, aldığını başkasına satmak hiç değil.
Hesap yapmayın, hesap kendiliğinden gelsin.
Toplansın gitsin.

Hayat; o kadar anlık bir yolculuk ki...
Yeter ki bize bağışlanan sürenin tadını çıkarmayı bilelim.
"Borcumuzu" öğrenmeden yok oluvermeyelim.