11 Mart 2012 Pazar

Adam olacak çocuklara ve öğretmenlerine...

Bu sabah yıllar yılı kaydettiğimiz betacam kasetleri sarmaya gerek kalmadan izledim Barış Manço'yu televizyonda. Kahvaltıdan hemen önce, o kadar iyi geldi ki, anlatamam.

Tam da 4 yıldan sonra 4 yıl mı gelsin, yoksa kızlar evde börek mi açsın, erkekler de kahvede ortam mı koklasın diye konuşulurken, bambaşka bir yönden bakıp mutlu olmamı sağladı yine Barış Abi... Sanki hiç buralardan gitmemiş gibi.

"Bu güzel şarkıyı nerede öğrendin?" diye sordu.
"Okulda,Handan öğretmenimden" dedi minik bıcırık. (Muhtemelen şu an benimle aynı yaştaki bir Zeynep)
"O öğretmeni tebrik etmek isteriz, bu denli yararlı bilgiler kattığı için sana.." dedi Barış Manço.




Aslında gerçekten konu eğitimin arkayı dörtleyip, SBS, LYS, ÖSS, ÖYS veya FATİH projesi yaratmasında değil! Olay öğretmenlerde bitiyor.
Önemli olan dürüst,istikrarlı, idealist ve donanımlı öğretmenleri doğru yerlere getirebilmekte.
Önemli olan öğretmenlerin her yıl kabuk değiştiren müfredata uymanın da ötesine geçebilmesinde.

İlkokulda yalnızca bir kez sebebini bilmediğim bir şekilde defterlerimi çantama koymadan gitmişim okula. Pek de küçük değilim aslında, yaş 8.
Nuran öğretmenim ödevimi görmek istedi. Çantayı açtığımda sadece kalem kutumu yanımda getirdiğimi fark ettim.

Hayatımda ilk kez bu kadar yaralayıcı bir şekilde birisi bağırıyordu bana.
O da yere göre sığdıramadığım öğretmenim oldu. İyi mi?
"Ben size dikkatli olun, özverili olun derken bu lafları duvarlara mı söylüyorum? Her yaptığınız işi kontrol edin, özen gösterin!"

ÖSS benim zamanımda tek sınavdı, aklımda sınavın yapıldığı okula girerken inanın bir tek bu nasihat vardı, Nuran öğretmenimin dikkatli olma nasihatı.

Ya da Mme Nil, Dame de Sion'daki psikoloji ve fransızca öğretmenimiz.
Hiç bir cümleye "ben" diye başlamayın mecbur kalmadıkça narsist gibi derdi.
Been var ya benn... Bize yasak oldu o günden sonra.

Sistemler hep değişti. Biz içindeyken de değişti, biz dışardan izlerken de.
Esra'nın babaannemin yazlığında ÖSS'yi geçip geçmediğini öğrenip ÖYS'ye hazırlanma telaşının hemen ardından, Orhan'ın sınava girdiği sene sorular çalındı tam da sınava 10 saat kala. Sonra tek sınav geldi çattı benim bahtıma. Adı ÖSS.

Üniversiteye kapağı attım derken, ders vermeye başladım; dediler ki artık trigonometri de çıkacak ÖSS'de! Ben anlatamam dedim kıza, biz sınavda çıkmayacak diye üstün körü öğrendik!

Sonra Sinan'ın sınav telaşı başladı. Çocuk aramızdaki 5 sene farkı 4 ayrı sınavla ödedi! Annem sürekli, "Oğlum emin misin, bu kadar çok sınav var mıymış, hocan ne diyor?" deyip durdu.

Sonunda Sinan da bir okul kazandı.
Ben de
Esra da, Orhan da...
"Kazandık" gerçekten. Çünkü öyle bir saçma yarışın içindeydik ki!
Neye göre kazandık bilmiyoruz. Ben tek sınava girdiğim için, o gün kafam karışmadığı için mi bu okula girdim? Esra iki sınava girip helak olmasına rağmen istediği yeri kazandığı için bizlerden daha mı şanslıydı?
Orhan soruların çalınmasının şokundaydı, Sinan da enigma şifreli dört tadından yenmez sınavın sarhoşluğunda...

Hepimizin aklında, bizi yetiştiren öğretmenlerin vizyonu vardı aslında.
Onların farklı vizyonlarının bir senteziyiz. Ailemizden aldıklarımızı, onlarla yoğurduk.

Hangimizin aklında kaldı 3'lü permütasyonun şifresi?
Ezberlemekten helak olduğumuz şiirlerin son dizesi neydi?
Her şey nerdeyse 2-3 yılda silinip giderken, akıllarda hep öğretmenlerin bize "verdikleri" vardı aslında.

Yürekten verdikleri.

Bundan sonra kim 4'lerse, 8'lerse hatta 12'lerse eğitimi nafile!
İster kareli deftere kırmızı kenar çizgisi çekmiş olalım, ister tabletlerde kendinden çizgili sayfalar çıksın önümüze bir o kadar da elektronik klavyelerle, iş insanlık adına ne öğrendiğimizde!

İş Zeynep'e Handan öğretmen gibi duyarlı bilgiler veren öğretmenlerimizde!
Adam olacak çocuklarda bitiyor iş...
Ee tabi bir de onların öğretmenlerinde!

Mutlu Haftalar Hepimize!

Pazarlarımızın en büyük keyfini özleyenlerdenseniz unutulmaz programdan kısa bir derleme izlemek için tıklayın!!